KÜLLİYELER VE CAMİLER

Yazar  Ɓคђคя - Görüntüleme - Okunma  1573 - Yorum  12
Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 5/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
%

Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#1
KÜLLİYELER VE CAMİLER

SÜLAYMANİYE KÜLLİYESİ
İmage
Süleymaniye Külliyesi,İstanbul'da Eminönü ilçesinde, kendi adıyla anılan semttedir. Kanuni Sultan Süleyman
tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan caminin inşasına 1550yılında başlanmış ve 1557de tamamlanmıştır. 
Daha önce hiç rastlanmayan bir büyüklük ve mimari tasarıma sahip olan Süleymaniye Külliyesi, merkezde bir cami, medreseler, tabhane, darüşşifa, bimarhane, türbeler, hamam, çarşılar ve sıbyan mektebinden oluşmaktadır. İstanbul siluetinin en önemli öğelerinden olan cami, sadece bir ibadethane değil etrafındaki külliye ve ekabirin yerleştiği mahalleyle birlikte sosyal ve kültürel bir merkez olma özelliği taşımaktadır. 
Caminin inşası sırasına, mimari tarihinin en büyük şantiye organizasyonlarından biri gerçekleştirilmiştir. Caminin yapı malzemeleri ülkenin dört bir yanından getirilmiştir. Antik kalıntılardan bazı sütunlar da bulundukları yerlerden sökülerek İstanbul’a getirilmiş ve cami içerisinde kullanılmıştır. 
Bir dış avlu tarafından kuşatılmış bulunan cami, kıble yönünde ve içinde türbeyle mezarların bulunduğu bir hazire ile tam tersi yöndeki bir iç avluya sahiptir. Mermer kaplı iç avluya, üç katlı muhteşem bir kapıdan girilir. Avluda fıskiyeli bir havuz yer alır. Diğer camilerden farklı olarak, caminin dört minaresi avlunun dört köşesine yerleştirilmiştir. Minarelerin birbirleriyle ve kubbeyle olan orantıları, tam bir deha ürünüdür. 
Caminin bir büyük kubbe ile, bunu destekleyen iki yarım kubbesi vardır. Kubbelerdeki dizayn sayesinde, cami içerisindeki ses, akustik kurallara göre oldukça berrak bir şekilde yayılmaktadır. Yine camii içerisinde mükemmel bir hava dolaşım sistemi oluşturulmuş, giriş kapısı üzerindeki boşlukta aydınlatma için kullanılan 4000 mumun isi toplanmıştır. Bu isler hat yapımında kullanılan mürekkebe hammadde temin etmiştir. 
Külliyenin medreseleri caminin doğu ve batı yönlerinde, dış avlu duvarlarına paralel olarak uzanır. Batı yönünde Evvel Medresesi, Sani Medresesi, Sıbyan Mektebi ve Tıp Medresesi, doğu yönünde ise Rabi Medresesi ve Salis Medresesi yer alır. Darülhadis Medresesi ise caminin kıble yönünde ve İstanbul Üniversitesi bahçe duvarına paralel olarak uzanır. Rabi Medresesi ile Darülhadis Medresesi`nin kesiştikleri kavşağın karşısında ise külliyenin hamamı vardır. Daha önce atölye olarak da kullanılan hamam, 1980`de restore edilmiştir. 
Külliyenin tabhanesi, darüzziyafesi, imareti ve akıl hastalarının tedavi edildiği bimarhanesi kuzeybatıda, kıbleye paralel olarak yerleştirilmişlerdir. Darüzziyafe, günümüzde klasik Türk mutfağına yer veren bir restorant tarafından kullanılmaktadır. 
Caminin kıble yönündeki haziresinde çok sayıda mezar ile Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem Sultan`a ait iki türbenin yanı sıra bir türbedar odası yer almaktadır. Kanuni‘ye ait türbede, Sultan II. Ahmed, eşi Rabia Sultan, kızı Mihrimah Sultan ve Asiye Sultan, Sultan II. Süleyman ve annesi Saliha Dilaşub Sultan da gömülüdür.




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#2
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

ŞEHZADE KÜLLİYESİ
İmage
Şehzade CamiiKanuni Sultan Süleyman tarafından genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmet adına yaptırılmıştır. Mimarı, Mimar Sinan'dır. 
Şehzadebaşı Cami ismiyle de bilinen eser İstanbul'un Lalelisemtindedir. 
Kanuni'nin oğlu Şehzade Mehmed Saruhan valisi iken 1543'de 22 yaşında vefat etti. Padişah, camiyi 1543-48 arasında Mimar Sinan'a yaptırttı. 
18.42m lik kubbesi 4 büyük yarım kubbeye yaslanır. Şadırvan avlusu 12 sütunda 16 kubbelidir. İkişer şerefeli çiftminaresi vardır. 
İmaret ve medrese, tabhane, türbeler cami bahçesinde ve arka sokaktadır. 
Şehzade türbesinin içi rengarenk çinilerle doludur. Ortadaki sandukada Şehzade Mehmed, sağında Şehzade Cihangir yatar, solunda Hümaşah Sultan. Şehzade türbesinin sol tarafında Rüstem Paşa Türbesi bulunur. Diğer şehzade türbeleri Vefa tarafındadır. Dış avluda İbrahim Paşa Türbesi ile Destari Mustafa Paşa Türbesi vardır.
Camii

Kanuni Sultan Süleyman’ın genç yaşta ölen oğlu Şehzade Mehmet adına Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak devrinin büyük mimarı Mimar Sinan, Şehzade Camii ve külliyesini 1544-48 tarihleri arasında dört yılda tamamlamıştır. Koca Sinan daha sonraları yaptığı bir değerlendirmede “Şehzade çıraklık, Süleymaniye kalfalık, Edirne Selimiye de ustalık eserimdir” diyecektir. İşte Şehzade Camii Sinan’ın mimari dehasındaki ana devirler olan bu üç abide eserin ilk basamağıdır. 



Yarım kubbe problemini ilk defa ele aldığı bu camide Mimar Sinan dört yarım kubbeli ideal bir merkezi yapı meydana getirip, Rönesans mimarlarının rüyasını gerçekleştirmiştir.Cami kare planlı olup, üstü yarım küre şeklinde bir büyük kubbe ve bunun etrafında dört yarım kubbeyle örtülmüştür. Dört köşede yarım küre, dört de küçük kubbe vardır. Bütün kubbeler dört büyük fil ayağı üzerine oturur. Mimar Sinan’ın eserlerinde görülen sadelik ve tezyinat bu camide de görülür. Şehzade Camii’nin büyük dış avlusu altı kapılıdır. Caminin cümle kapısı duvarının iki yanındaki ikişer şerefeli çift minaresi yapının en dikkat çeken bölümlerindendir. Diğer cami ve minarelerdeki sadelik burada yoktur. Koca Sinan’ın bu minarelerdeki tezyinatı emsalsizdir. 



Dört yarım kubbe ile desteklenen bir merkezi kubbe ile örtülüdür. “Kare içine oturan haçvari plan tipolojisinin Osmanlı mimari geleneği çerçevesindeki gelişiminin son noktasıdır. Bu gelişimin bir önceki adımları Edirne’deki Üç Şerefeli Cami, eski Fatih Camisi ve Üsküdar’daki Mihrimah Sultan camilerinde görülür.¹” Mimar Sinan daha sonra inşa ettiği Süleymaniye ve Selimiye camilerinde Şehzade Camisi’nden daha ileri mimari çözümlemelere ulaşmışsa da, Şehzade Camisi plan şeması Sultanahmet Camisi, Yeni Cami gibi 17. yüzyıl camilerinde beğenilerek kullanılmıştır. Şehzade Camisi’nde şadırvan avlusu ve cami kitlesi iki eş karedir. “Kubbe çapı 19 m, kubbenin zeminden yüksekliği 37 m dir. Merkezi kubbe pandantifli kare bir baldaken oluşturur.¹” Kubbeyi taşıyan dört ayakların çok fazla yer kaplamamasıyla mekan bütünlüğü sağlanmaya çalışılmıştır. Örtü, yarım kubbeler ve eksedralarla yapı kanatlarına ulaşır. Dışarıda, büyük orta kubbenin oturduğu kare kısmın dört köşesine ve yarım kubbelerin yanlarına dört ağırlık kubbesi konularak kemerlerin açılması önlenmiştir. Bunlar camiye aynı zamanda kademe kademe yükselme vermiştir. Yan galeriler yoktur ve böylece mekân daha fazla bir bütünlük kazanmıştır. Sadece hünkar ve müezzin için küçük birer mahfil bulunur. “Örtünün eğrileri ile planın doğruları küresel geçit öğeleri ve mukarnaslarla birbirleriyle buluşurlar. Masif duvarların yerine Osmanlı mimarlığında ilk kez dış mimaride revak kullanılmıştı. Yan revaklar iki kareden oluşan harem ve avlu planına bir ek olarak akıtılmıştır ve avlu yönünde minareler sonlanır.” 2’şer şerefeli bu minareler oldukça zarif bezemeye sahiptir. Şehzade Camii Şehzade Cami’sinin simetrik modülasyonu avluda da kendini gösterir. “Şadırvan avlusu da cami gibi 5x5 modüle bölünmüştür. Kubbe açıklığına eşit olan açık bölüm 3x3 modül olarak açık bırakılmıştır. Kubbe büyüklükleri ve yükseklikleri aynıdır. Osmanlı mimarlığının en dengeli avlularından biridir.¹” Merkezde bulunan sekizgen şadırvan yaklaşık bir modül büyüklüğündedir. Revak kubbelerinin büyüklükleri birbirine eşit, yükseklikleri birbirne eştir ve hemen cami planındaki köşe kubbelerle aynı büyüklüktedir. “Bu yüzden Şehzade Cami avlusu Beyazıd Cami avlusu ile birlikte Osmanlı Mimarisinde bulunan en dengeli ve güzel avlularından biri sayılır.¹” Mermer ve somaki kaidelere oturan revak sütünları 12 adettir. Revakları örten kubbelerin sayısı da 16’dır. “Bezeme özellikleri açısından özgün bir yapıdır. 15. yüzyıldan itibaren başlayan yalınlaşma eğiliminin dışına çıkmıştır. Çokrenkliliğin vurgulanışı, yapının dış profillerine getirilen bezemesel öğeler, minarelerin yüzey bezemeleriyle benzersiz yapıdır. Mihrap, minber ve müezzin mahfili mermerdendir.”




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#3
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

NURUOSMANİYE KÜLLİYESİ
İmage
Nuruosmaniye Camii 1748 yılındaI. Mahmud zamanında yapımına başlanan ve III. Osman zamanında (1755
) yapımı tamamlanan, Mustafa Ağa tarafından İstanbul'daki Nuruosmaniye semtine yapılan camii İstanbul’da, 
Çemberlitaş ile Kapalıçarşı ve Cağaloğluarasında kalan ve kendi adıyla anılan semtteki büyük ve güzel câmi. Bu câminin yerinde daha önce, Hoca Şeyhülislâm Sâdeddîn Efendinin hanımı Fatma Hâtun Mescidi bulunmaktaydı. Nûruosmâniye Câmiinin yapımına 1748’de Sultan Birinci Mahmud Han zamânında başlandı. Vefâtından sonra Sultan Üçüncü Osman Han devrinde devam edilerek 1755’te tamamlandı. Yapının kitâbesi bu târihi taşımaktadır. “Osmanlının Nûru” mânâsına, câminin ismine “Nûr-ı Osmânî” denilmekle berâber, Osmâniye Câmii diye de bilinir. Câminin mîmârı Mustafa Ağa, yardımcısı ise Simon Kalfadır. 
Câmi, barok üslûpta yapılmış olup, klâsik üslûptan tamâmen ayrı bir karakter taşımaktadır. Bilhassa yarım dâire şeklindeki avlusu, bunu iyice belirlemektedir. Câmi, bu özelliğiyle Osmanlı mîmârisinin yeni üslûbunun, ilk büyük ve mühim eseridir. 
Câmi; medrese, kütüphâne, imâret, sebil, türbe ve çeşmeyle civârındaki dükkânlar ve hanlardan meydana gelen bir külliye şeklindedir. Kütüphânesi, çok değerli el yazması kitaplarla kurulmuştur. Câmi, yüksek bir kaide üzerinde inşâ edilmiştir. Plânı kare olup, mihrabı dışarı çıkıntılıdır. Yüksek ve geniş çaplı kubbe, yan duvarlardaki büyük kemerlere oturur. Câminin iç avlusu yarım dâire şeklinde olup, on iki sütuna oturan kubbelerin örttüğü revakı, şadırvansız olan bu avluyu çevreler. Câminin içi, yüz yetmiş beş pencereden ışık almaktadır. Cümle kapısı üzerinde müezzin mahfili, yanlarda yan mahfiller, mihrâbın sol tarafında ise dıştan büyük bir rampa ile çıkılan ve odaları da bulunan Hünkâr mahfili bulunmaktadır. Câminin beş gözlü son cemaat yerinin iki yanında dışarı doğru çıkıntı yapan birer tâne çok zarif minâresi vardır. Minâreler ikişer şerefelidir. 
Câminin içi de son derece güzel ve gösterişli olarak tezyin edilmiştir. Mihrâbı, minberi ve câminin içindeki silmeler barok üslûpta ve son derece güzel yapılmıştır. Câminin içini süsleyen kısımlardan, yazılar hâriç diğer yerleri, güzel görünüşlü renkli taşlarla süslenmiştir. Câminin içini süsleyen yazılar ise, devrin tanınmış hattatlarından Rasim, Yedikulelizâde Abdülhalîm, Bursalı Müzehhib Ali ve Kâtibzâde Mehmed Refi Efendi tarafından yazılmıştır. 
Su kaynağının üzerine yapıldığından dolayı tabanı kemerlerle desteklenmiştir. Bir dış avlusu, bir de iç avlusu vardır. İç avlunun, ikisi yanlarda, biri ortada olmak üzere üç kapısı vardır. İç avlu, biri ortada, dördü yanlarda olmak üzere dokuz kubbeyle örtülmüştür. 
Şerefelerin altı, yatay şeritler şeklindedir. Minare külahları taştandır. Üst üste beş sıraya dizilmiş 174 adet penceresi vardır. Bu pencerelerin kemerleri daire kavisli ve dilimlidir. Kubbede, dördü sağır olmak üzere 32 pencere vardır. Mihrabın sağında ve solunda mermerden bir mimber vardır. Sahnın iç duvarları iki sıra halinde kalın ve çıkıntılı kornişlerle üçe ayrılır. Mermere oyulmuş olan Fatiha Suresi, mihrabın sağından başlayarak bütün sahnı dolaşır. 
Câminin avlusunda bulunan türbeye, ne câminin inşâatını başlatan Sultan Birinci Mahmûd, ne de câmiyi bitiren Sultan Üçüncü Osman Han defnedilmiştir. Bu türbede, Sultan Üçüncü Osman Hanın annesi Şehsuvar Sultan ile bâzı şehzâde ve sultanlar medfûndur.




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#4
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

YENİ CAMİ KÜLLİYESİ
İmage

Bugün Eminönü denilen yerde bulunan Yeni Cami'nin temeli 1597 yılında atıldı. Sultan III. Mehmed'in tahta geçişiyle Valide sultan namı ile bütün nüfuz ve hükmü eline alan ve hatta siyasî işlere bile karışmaya başlayan Safiye Sultan, hayrat ve hasenatla şerefini yükseltmek arzusunu duyunca bir cami yaptırmaya karar verdi. Camiin inşası için seçilen Bahçekapı çevresi o tarihlerde gümrüğe ve limana yakınlığı dolayısıyla bir ticaret yeri, oldukça sıkışık, aynı zamanda pis bir Yahudi ve Hıristiyan mahallesiydi. Camiin inşaat sınırları içinde bir kilise ve bir sinagog vardı. İstimlâk edilecek evlere iki kat bedel verilmesi; sinagog ve kilise yerine de iki harap mabedin tamiri kararlaştırıldı. Mimarlığa Ser Mimaran-ı Alem Davud Ağa getirildi. Davud Ağa, Mimar Sinan'ın yetiştirmelerindendir. Sinan'ın sağlığında bizzat yaptırdığı eserlere adını yazdırmak şerefine nail olmuştu. Eskiden surlarla çevrili olan Eminönü'nün dışa açılan bazı kapıları vardı: Bahçe kapısı, Çıfıt kapısı ve Balık pazarı kapıları. Bugün deniz ile cami arasında bulunan geniş alan ise tamamen denizle kaplıydı. İşte Yeni Cami'nin inşaat alanının böyle deniz seviyesinde ve dolma bir arazi olması nedeniyle temel çukurlarında su çıkmaya başlayınca gece gündüz demeden tulumbalarla bu su boşaltılmaya başlandı. Daha sonra Davud Ağa, Mimar Sinan'ın Büyükçekmece köprüsünde yaptığı gibi, büyük kazıklar çaktırıp, bunların başlarını kurşun kuşaklarla birleştirmiş ve binanın temel taşlarını bu tabanlara oturtmuştur. Bugüne kadar Haliç kıyılarında çökme ve kaymalar olmasına karşılık bu büyük eserin, birçok zelzelelerle ve dış etkiler dahil olduğu halde hiçbir arızaya uğramamış bulunması temellerinin salâbet ve mükemmelliğine delildir.1598 yılında İstanbul'da meydana gelen bir veba salgınında Mimar Davud Ağa'nın Ölmesi üzerine, camiin mimarlığına Dalgıç Mehmed Çavuş getirildi. 1603 yılında III. Mehmed ve arkasından da Safiye Sultan'ın ölümü üzerine inşaat yarım kaldı. Yapı ilk pencere taklarına kadar yükselmişti. Aradan yıllar geçti ve çevreyi yine yahudi evleri kapladı, her yer mezbelelik halini aldı. 1660 yılında meydana gelen ve İstanbul halkını acı ve sefalet içinde bırakan yangından Bahçe kapısı çevresi de etkilenmiş, buralar harap hale gelirken Yeni cami de hasara uğramıştı. Bu sırada İstanbul halkına yardım için yangın yerlerini gezen Sultan IV. Mehmed'in validesi Turhan Sultan, bu camiin yarım bırakılmış duvarlarına rastladı. 
O sıralarda bir cami yaptırmayı düşünen Valide Sultan, bu abideyi kurtarmak düşüncesiyle 1660 yılında, yani inşaatın durdurulmasından 59 yıl sonra, duvarlarından bir sıra taş sökülerek yapıyı yeniden başlattı. Mimarlığına Ser Mimar-ı Hassa Mustafa Ağa   tayin edilmişti. Nihayet camiin yapımı 1663 yılında tamamlandı. 5 Rebiül ahir günü mevlit okunup Cuma namazı kılınarak açılış töreni yapıldı. Bu törende Valide sultan, IV. Mehmet ve Köprülü "Fazıl Ahmed Paşa ile bütün vüzera ve ulema hazır bulundu. Turhan Sultan, oğlundan başlayarak bütün davetlilere kıymetli hediyeler dağıttı, Bütün devlet erkânı da en süslü, pahalı ve değerli halı ve avizelerle camii donattılar.Son yüzyıllarda buradaki ticarethanelerin çoğalması ve hatta dış avluyu bile istilâ etmesi üzerine, denize bakan dış avlu duvarları ve merdivenli kapı yıkılarak Yeni Cami çevresinin tüm Özellikleri kaybolmuştur. Yeni Camiin arka duvarlarının da tecavüze uğrayarak bugünkü duruma geldiği anlaşılmaktadır. Bugün Osmanlı Bankası'nın bulunduğu yerde, eskiden bir duvar ile bir avlu kapısı varmış. Yine İş Bankası'nın yerinde de eski Darü'l-Kurra bulunuyormuş. Darü'l-Kurra'nın batısındaki kapının üstünde bir Mekteb-i Sıbyan inşa edilmişti. Bu kapı ve mektep yıktırılarak sokağın ağzı türbelerin yanına kadar uzatıldı. Darü'l-Kurra'nın doğusunda bugün bile zevkle seyredilen güzel ve muazzam bir sebil vardır.
Dikkate şayan üslubuyla mimarî tarihimizde büyük bir yeri olan Yeni Cami, çok orijinal planı ve fevkalâde tezyinatıyla tanınmış kasr ve türbe, devrinin en güzel eserlerinden olan sebil, Mısır çarşısı diye anılan kapalı çarşısı ile bugün herkes tarafından bilinmektedir.

MİMARİ YAPISI:
Yeni cami'nin plânı, Mimar Sinan'nın Şehzade Camiinde kullandığı plânın daha ayrıntılı bir şeklidir ve ortada büyük bir kubbeyi tutan dört ayak ile, yanlarda dört yarım kubbeden meydana gelmiştir. Kare bir alanı kaplayan bu merkezî kubbe ile dört yarım kubbenin köşelerinde kalan boşluklar, küçük tam kubbelerle Örtülmüştür. Yalnız avlu tarafında mevcut olan alt ve Üst galerinin ilâvesiyle bina dikdörtgen bir şekil almıştır. Kuzeydoğu ve güney batı  uzun cephelerinde dıştan ve içten ufak sütunlara dayandırılmış ufak galeriler ve maksureler vardır. Cami alçak bir yerde kurulduğu için, oldukça yüksek bir su basmanın üstüne inşa edilmiştir. Buraya merdivenlerle çıkılmakta ve cümle kapılarından içeriye girilmektedir. Cami, diğerlerinde olduğu gibi bir harım ile şadırvan avlusundan ibarettir. Bu avlu kare bir alanı kaplamakta ve her kenarda 6'şardan toplam 20 sütun bulunmaktadır. Bu direkler 24 kubbeyi taşımaktadır. Avlunun ortasında gayet sanatlı sekiz köşeli, İstalaktitli başlıklara ve kemerlere dayanan kubbeli bir şadırvan vardır.Bu avludan oldukça nefis istalaktitlerle süslenmiş cümle kapısını geçerek İçeri girdiğimizde, camiin dört ayak üzerine oturmuş büyük kubbesini ve insanda sonsuzluk duygusu meydana getiren kavsinin altında kademeleşerek onu tutan yarım kubbeleri ve tali kemerleri görürüz. Cümle kapısının önündeki iç galeri 8,12,16 kenarlı ayaklara oturmakta ve biraz yayvan olan kemerler galeriyi esas harîrnden kısmen ayırmaktadır. Yan ve arka galerilere,yanlardaki istinat duvarları içindeki merdivenlerden çıkılmaktadır. 
Camiin tam ve yarım kubbeleri, kemerlerden sonra istalaktitli bir silmeyi müteakip inşa edilmiştir. Böyle bir geniş ve müzeyyen silme hiçbir camide tatbik edilmemiştir. Yeni Cami'de klasik nizamların biraz zayıfladığı ve bu yüzden kubbenin biraz daha sivri inşa edildiği gözlemleniyor. Bu durum içeride, esas kemerlerde ve yarım kubbelerde de vardır. Yine beher yarım kubbeyi tutan üçer kemer hiçbir abidede o zamana kadar tatbik edilmemiş sepet kulplu kemerlere benzeyen basık yuvarlak şekillidir. Camiin dış görünüşü Süleymaniye'ye göre biraz daha sivri ehramı şekli çok düzenli ve ahenkdardır. Büyük kubbe yarım kubbelere, onlar da daha küçük-kubbe ve kemerlere dayanmaktadır. Camiin Hünkâr mahfilinin altında maksurelerin dayandığı sütunlardan ayrı İki tane somaki mermer sütun vardır ki, Girit savaşı ganimetlerinden alınarak buraya konulmuştur. Renkleri kırmızımtrak sarı olan bu sütunlar oldukça makbul parçalardır. Mihrabın İki yanındaki balıksırtı küçük sütunlar çok güzel işlenmiş olmalarına rağmen, mihrabın ebadını çok dikey ve yüksek gösterdiklerinden, yerlerinde adeta fazladan duruyor hissini vermektedir.
Yeni Cami'nin içindeki çiniler Sultanahmet Camiindekiler kadar çoktur. Ancak bu çiniler 16. yüzyılın fevkalâde çinileriyle kıyaslanamaz. Camiin zemin katı ile maksure katı duvarları ilk katın İstalaktitli silmelerine kadar çini ile kaplanmıştır. Bu çinilerin renkleri açık ve koyu mavi, beyaz ve az miktarda yeşildir. Mihrab duvarındaki pencere içi yan duvarlarında yine aynı çiniler varsa da, bir kısmı döküldüğünden yerlerine kırmızı renk bulunan çini levhalar eklenmiştir. Bu panolarda karanfil, gül, nar çiçeğine benzer çiçeklerle servi, stilize olmuş yaprak ve vazo şekilleri kullanılmıştır.Camiin mihrabı fazla süslü değilse de, minber oldukça güzel bir parçadır. Bu minberin yanlarındaki üçgen panolar renkli mermerlerden yapılmış ve beyaz mermerlere kakılmış bir nevi mozaik sularla çevrilmiştir. Mihrabın üstünde ve yanlarında bulunan üç alçı pencere de çok nefis ve ince işlenmiştir. Minberin sağında ve bunların karşısındaki altı alçı pencere de dikkatle korunmaya değer kıymettedir. Camiin avlu İçinde ve mihrabın karşısındaki cümle kapısından başka iki yanda da birer kapıları vardır. Avlunun da üç kapısı bulunmaktadır. Yeni Caminin doğu köşesinde şevli kemerin Üstündeki köşk ile, cami içindeki mahfel birbirine üç direkli bir galeri ile bağlanmıştır, bu galeriye aşağıdaki tören kapısından bir merdivenle çıkılır. Bu galeriden camiin içindeki kare mahfile girildiğinde, burada iki nefis mihrab ile karşılaşılır, Bu mihrablar küçüktür. Ayrıca burası çok güzel mermer ve çini İşçiliği ile süslenmiştir. Mahfilin cami içine bakan mermer parmaklığı da çok nefis bir eserdir. Dış galerinin duvarları da güzel çinilerle kaplanmıştır. Köşke girilen ve aşağıdan köşke çıkılan merdivenliğin kapıları tamamen sedefle İşlenmiştir. Köşke ufak bir kapıdan girilir ve bir antişambrdan sonra esas hole geçilir. Bu hol çok geniş bir koridora bağlanmıştır. Bu koridorun kuzey yönünde, yani Haliç manzarasına açık tarafta Valide Sultan'ın oturma, yatak odası ve bir tuvalet yeri bulunmaktadır. Buradaki odadan Bağaziçi, Beylerbeyi'ne kadar görünmektedir. Öbür yanda İse Galata ve Haliç sırtları seyredilir. 
Koridorun doğu tarafında meyilli bir tahtıravan yolu vardır ki, Bahçekapı'nın yanında açılan büyük kapıdan buraya çıkılır. Bu meyilli yolun sırtı Gömlekli kuleye dayanmakta ve burada bulunan zaviyeye yakın bir kıvrım yapan sur duvarlarına dayanmaktadır. Gömlekli kulenin içi dolu olduğundan, üstü o tarihlerden itibaren bahçe olarak kullanılmıştır. Bu mahfilin en önemli özellikleri plânının, alçı pencerelerinin, çinilerinin, tezyinatının ve inşaatının çok orijinal oluşudur. Camiin üçer şerefeli.oldukça mevzun olan iki minaresi vardır ve camii şadırvan avlusundan ayıran büyük cümle kapısı duvarının iki ucuna inşa edilmişlerdir.





Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#5
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ
İmage

Mihr-î-Mâh Sultan Camii [/url]İstanbul'un Karagümrük semtinin Edirnekapı bölümünde surlarınhemen yanında bulunan cami. Banisi(Kurucusu) Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'dır. 1562-1565 yılları arasında Mimar Sinan tarafından yapıldı.

Dikdörtgen planlı caminin etrafında medrese, mektep, türbe, hamamları vardır. 37 m yükseklikteki kubbe üçer kemere yaslanır, yanlarda ikişer sütun, sağ ve solda 3 kubbe ve mahfelleri bulunur. Mihrap ve minber taş işçiliğiyle yapılmıştır.
Caminin büyük avlu kapısından dik merdivenlerle cami içine çıkıldığında sağ tarafta medreseler ve karşısında 7 kubbeli 8 mermer granit sütunlu son cemaat yeri vardır. Şadırvan bunların arasında bahçede, minaresi sağdadır. Hamam cadde kenarındadır. 1999 depreminde hasar gören caminin restorasyonu tamamlanmıştır.
[url=http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Mihrimah_Sultan_Mosque_(Edirnekap%C4%B1)_Interior.jpg][Resim: 220px-Mihrimah_Sultan_Mosque_%28Edirneka...terior.jpg]
Camii İçişleri
Osmanlı İmparatorluğu'nun Camîyi inşa etmesi yaklaşık 3 yıl sürmüştür. 11 yıl süren restore çalışmaları tamamlanmış olup, Camii hizmete açılmıştır.

Mihrimah; güneş ve ay demektir, mihir güneş, mah ise ay. babası sultan süleyman kızına mihrimah adını koyarken bir yanağı güneş öbür yanağı ay gibi parlak olsun diye koymuştur.

mihrimah büyür, 18-19 yaşına gelir. sarayın entrikalarından sıkılan mihrümah o dönemde politik bir evlilikle rüstem paşa’yla evlenir. rüstem paşa mihrimah’ın ruhuna uygun bir damat olmamıştı. ve mihrimah içine kapandı, sonra kendi gelirleriyle istanbul’da güzel eserler yaptırmaya başladı. bir gün mimar sinan ustayı çağırdı ve dedi ki “usta benim için istanbul’da güzel bir yerde güzel bir külliye yap.”


sinan: “nereye yapayım sultanım?” dediğinde “yerini sen seç” dedi mihrimah. ve sinan, üsküdar’da, sultan tepesinin yamaçlarını seçti, mihrimah külliyesini oraya yaptı. 


mihrimah külliyesi o kadar zarif ve şehre yakışmıştı ki üsküdar, istanbul’un karşısında mihrimah külliyesiyle zenginleşmişti. mihrimah külliyesi cidden çok güzeldi. ve ondan sonra sultan tepesinin yamaçlarına yapılan bütün ahşap evler mihrimah’ın güzelliğine uysun diye özel bir mimari izinle yapıldı. şöyle ki; 


külliyenin arka planında kalan sultan tepesine yapılacak evlerin pencere ve kapı büyüklükleri normal boyutlardan 2/3 oranında daha küçük yapılacaktı. bunun amacı ise insanların pencere ve kapı algılaması aynı olduğundan, arkadaki evleri normal boyutta düşünmesini sağlayarak külliyeyi ön plana çıkarmaktı. yani arkadaki evlerin pencereleri ve kapıları, mihrimah külliyesini daha ihtişamlı göstermeye yardımcı olacaktı. kısacası sultan tepesine bakanlar mihrimah külliyesini bir göz aldatmacasıyla 2/3 oranında daha büyük görüyorlardı.

Aradan yıllar geçti. mihrimah yeniden para biriktirdi ve mimar sinan ustayı yeniden çağırdı. dedi ki: “usta, benim için yeni bir külliye yap” o zaman sinan usta: “nereye yapayın sultanım?” dediğinde mihrimah “yerini yine seç seç usta” dedi. ve mimar sinan istanbul’un yedi tepesinden en güzel, en yüksek olan tepeyi bugün ki edirnekapı dediğimiz surların dibindeki tepeyi seçti. ve oraya yine bir mescit, bir mektep, bir camii, bir medrese, bir hamam, bir sebil, bir çeşme vb. bir külliye yaptı…

Çok sonra tanzimat yıllarında bir şair bir gün her iki külliyeyi aynı anda görebileceği bir yerde durdu. ve o zaman bir şeyi keşfetti. mimar sinan iki külliyeyi öyle iki noktaya yapmıştı ki; ilkbaharda sabahleyin üsküdar’daki mihrimah camiinin iki minaresinin arasından güneş doğarken edirnekapı’da ki mihrümah camiinin kubbesi üzerinden ay batıyor, akşamleyin üsküdar’da ki camiinin iki minaresinin arasından ay doğarken edirnekapı’da ki camiinin kubbesi üzerinden güneş batıyordu.

Kadının adı mihrümah idi. yani ay ve güneş. ve mimar sinan öyle iki yere iki külliye yapmıştı ki gökkubbenin altında binlerce yıl adını andırabilecek bir güzelliği ona hediye etmişti aslında. belki de bu olağanüstü düşünce, naif ve dillendirilmemiş bir sevdanın sonucu aklına gelmişti sinan'ın..




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


(En son düzenleme: 08.04.2015, 11:14 Ɓคђคя.)
Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#6
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

DAMAT İBRAHİM PAŞA KÜLLİYESİ
İmage

Damat İbrahim Paşa tarafından 1726-1727 yıllarında yaptırılan külliye, camii, medrese, imaret, sıbyan mektebi, hamam, kervansaray, çeşmelerden ibarettir. Damat ibrahim Paşa Külliyesi içinde yer alan Kurşunlu Camii 1726'da tamamlanmıştır. Caminin hemen yanında külliyeye ait medrese, kütüphane ve imarethane ile hamam bulunur. 3 kapılı bir avlu içinde caminin 44 m yüksekliğinde zarif bir minaresi vardır. Ana mekanı örten kubbesi kurşunla kaplandığı için bu adla anılır. Caminin iç kısmı çiçek motifleriyle bezenmiştir. 
Külliyenin inşaatında çalışacak ustalar hassa Mimarı Mehmet Ağa ve bina emini ismet Ağazade Seyid Mustafa Ağa'yla birlikte İstanbul'dan gönderilir. Hassa Mimarbaşı'na, bina eminine ve Muşkara Kadısı'na İbrahim paşa tarafından yazılan bir hükümle, külliyenin inşaatı için Muşkara'ya giderken Gebze'de durarak Çoban Mustafa Paşa Külliyesi yapılarını inceleyip resimlerini çıkararak (muhtemelen rölöve ve eskizler yaparak) yol  larına devam etmeleri, "Başkentten uzak bir yerde yapılıyor." diye İstanbul'da yapılan külliye yapılarından daha az itina gösterilmemesi bildirilmiştir. Aynı hükümde mimarbaşının inşaatın giderlerinin keşfini yapıp gerekli keşif defterlerini ve vesikalarını hazırlayıp İstanbul'a dönmesi, eğer inşaatla ilgili görüşülecek bir şey varsa bina emininin de İstanbul'a dönebileceği, aksi takdirde İstanbul’dan gelen ustalarla birlikte çalışmalara başlaması, inşaata başlangıçta 5000 kuruşun ayrıldığı ve keşif defterleri İstanbul'a geldikten sonra kesinleşen masraf toplamına göre tahsisatın artırılabileceği bildiriliyordu (1726).
Bina emini Seyid Mustafa'nın inşaat başladıktan bir müddet sonra ölümü üzerine yerine atanan Osman Ağa da ölünce yerine inşaatın kontrolüne bina emini olarak Mustafa Ağa atanır. Mustafa Ağa'nın bina emini olduğu sırada, İbrahim Paşa İstanbul'daki yalılarını inşa eden Serkis Kalfa'yı külliyenin inşaatım kontrole yollar. Külliyenin inşaatına başlanırken inşaatta çalışacak arabacı ve taşçıların temini için Niğde, Kayseri, Kırşehir, Sivas, Aksaray kadılarına ve o civarda oturan Boynu İnce Türkmenlerinin boy beylerine hükümler yazıldı. İnşaatta kullanılacak kireç Kayseri'nin Urum Diken kireç ocaklarından alınıp Boynu ince Aşireti tarafından batmanı bir akçeye Muşkara'ya taşınacaktı. Külliye yapılarından camii, medrese, kütüphane, mektep ve hamamın kitabeleri istanbul'da hazırlanarak Muşkara'ya gönderilmiştir.

Camii

88 m boyunda, 44 m eninde dikdörtgen planlı bir avlu ile çevreli olan Cami’ye halk arasında Kurşunlu Camii de denmektedir. Cami'ye üç kapıdan girilir. Ana giriş avlu kapısının kuzeybatısında olup kapı üzerinde Şair Nedim'e ait bir mermer kitabe yer almaktadır. Güney duvarındaki giriş kapısı ise yolun seviyesinden dolayı yüksekte kaldığından avluya merdivenlerle inilmektedir. 3. kapı ise doğudadır Camii giriş kapısı ve mihrap ekseni üzerinde şadırvan yer alır. Şadırvanın örtüsü kagir bir kubbe ve onu çevreleyen iki metre genişliğinde sekizgen, ahşap saçaktan meydana gelmiştir. Bu örtüyü sekizgen kesitli, sekiz adet sütun taşır. Sütunlarından aralarında siyah, beyaz almaşık düzende örülmüş sivri kemerler vardır. Şadırvanın mermer olan su haznesi, on iki planlıdır ve çeşmelerin olduğu yüzeyler, köşelerde sütunlarla birbirinden ayrılmıştır.
Medrese

Camiiyle aynı platform üzerinde Cami-i Kebir Caddesi'nin batısında bulunan medrese bugün Damat İbrahim Paşa Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. Dikdörtgen planlı olan medresenin revaklı bir avlusu, bu avlunun etrafında dizilmiş on yedi medrese odası, bir başodası vardır. Medrese giriş kapısı, dikdörtgen bir çerçeve içinde, taşları geçmeli olarak örülmüş, basık kemerli bir kapıdır. Üzeri kurşun kaplı bir saçakla korunan kapının üzerinde, dikdörtgen çerçeveyle kemer arasında Seyyit Vehbi'ye ait 1139 tarihli kitabe yer alır. 7.50x7.50 m ölçülerindeki başodanın giriş kapısı güney cephesindedir ve medresenin giriş revağına açılır. Üzerinde Nedim'e ait bir kitabe yer alır.
İmaret

İmaret bugün aşevi olarak kullanılmaktadır. Cami-i Kebir Caddesi'nin batısındaki yapı grubunda, sıbyan mektebi ile medrese arasında yer alır. İki oda, bir mutfak, tuvaletler,kayaya oyulmuş depodan meydana gelir. Mutfak kare planlıdır, istinat duvarına güneybatı köşesinden birleşiktir. Arada kalan üçgen alanın yarısı depo, yarısı da mutfağın ocağı olarak kullanılmaktadır. Mutfağın kubbesine geçiş pandantiflerle sağlanır. Kubbenin tepesinde ise sekizgen bir aydınlık feneri bulunur.
Sıbyan Mektebi

İmaretin güneyinde, bir kayanın üzerine inşa edilmiş olan sıbyan mektebi ve avlusu, diğer yapılardan daha yüksek bir kottadır. Dikdörtgen planlı bir dershane ve dershanenin güneyinde iki üniteli revaktan oluşan bir plan şeması vardır. Üçgen bir arsa üzerindeki sıbyan mektebinin batı ve güneyinde üçgen birer avlu bulunur. Batıdaki küçük avluda, imarete geçişi sağlayan merdivenler bulunur. Cami-i Kebir Caddesi'ndeki giriş kapısından güneydeki avluya çıkılır. Tek sütun ve üç yandan duvarlarla taşınan revağın kubbe olan örtüsüne pandantiflerle geçilir. Revağın sokak cephesinde bir pencere bulunur. Dershanenin ise ikisi soka ğa, ikisi imaret avlusuna, biri revağa açılan beş penceresi vardır. Örtüsü aynalı tonozdur.
Hamam

Külliye'nin kuzeyinde, Cami-i Kebir Caddesi'yle Belediye Caddesi'ni birleştiren yokuş üzerinde kervansarayın karşısında yer alır. Hamamın soğukluk kısmı, beşik tonozla örtülü giriş eyvanı, yanlarda basık beşik tonoz örtülü birer oda, bunların açıldığı kare bir mekandan oluşur. Kubbe örtülü kare mekanın kubbesine geçiş, tromplar ve aralarındaki pandantiflerle sağlanır. Kubbe tepesinde sekizgen planlı aydınlatma feneri bulunur. Güneybatı ve güneydoğu duvarları boyunca taştan yapılmış bir sedir kuşatır. Ortasında sekizgen planlı fıskiyeli mermer havuz vardır.
Kervansaray

Bugünkü Belediye Caddesi'nden girilen kervansaray, cami avlusu altında yer alır. İki kısımdan oluşan kervansarayın beşik tonozlarla örtülü birinci kısmına giriş dört aksın içi boş bırakılarak sağlanmıştır. Bu mekanın batısında penceresiz dikdörtgen bir oda onun doğusunda uzun karanlık bir dehliz yer alır. Dehliz kaya içine oyulmuş, ortasında ayaklar bulunan büyük bir hacme geçit verir. Bugün kervansarayın dört açıldığından üçünün önü kısmen örülmüş, bir açıklık ile ikinci kısmın girişine demir parmaklıklı kapı takılmıştır, ikinci kısım birinci kısımdan daha alçaktır.
Çeşmeler
Cami avlusunun güney duvarı üzerinde ve sıbyan mektebi avlusunun köşesindeki istinat duvarı üzerinde olan iki çeşme bulunmaktadır. Cami avlusunun güney duvarındaki çeşme bezeme bantlarıyla ve silmeleriyle dikdörtgen bir çerçeve içindeki derinliği az, sivri kemerli bir niş içindedir. Su deposu, cami avlusu içerisinde yer alır. İstinat duvarındaki çeşmenin üst kısmında profilli bir saçak vardır. Vehbi tarafından yazılan kitabesi kemer üzerindedir.





Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


(En son düzenleme: 08.04.2015, 11:47 Ɓคђคя.)
Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#7
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

SULTAN AHMET KÜLLİYESİ
[Resim: sultanahmet_f1_jpg.jpg][Resim: sultanahmet_camii_4_jpg.jpg]

İsatnbul'da bugün Sultanahmet semtinde Sultan Birinci Ahmedtarafından yaptırılan cami; medrese, darülkurra, sıbyan mektebi, türbe, arasta, dükkanlar, hamam, darüşşifaimaret ve üç sebilden oluşmaktadır. 1609-1620
yılları arasında Mimar Sedefkar Mehmed Ağa tarafından yapılmıştır. Duvarlarla çevrili bir dış avlunun içinde yer alan cami, her ikiside kareye yakın planlı bir ibadet mekanı ile bir şadırvan avlusundan oluşur. İbadet mekanını örten yirm iki metre çapındaki ortak kubbe dört yandan yarım kubblerle çevrilmiş, boş kalan dört köşeye de birer küçük kubbe getirilerek tam bir merkezi plan şeması oluşturulmuştur. Büyük kubbeyi taşıyan kemerlerin oluşturduğu daire kesitli dört fil ayağı dilimli yapılarak kalınlık etkisinin azaltılmasına çalışılmıştır. Kubbeye geçiş büyük pandantiflerle sağlanmıştır. Caminin duvarları, ikinci pencere sırasına kadar mavi rengin egemen olduğu çinilerle kaplıdır. Duvarların ve filayaklarının yarıdan yukarısı, kemelerin, pandantiflerin, yarım kubbelerin ve büyük kubbenin içi gene mavi ağırlıklı kalem işleri ile bezenmiştir. Bu yüzden cami, özellikle Avrupalılar arasında Mavi Camii olarak bilinir. Dört yanı revaklı şadırvan avlusunun dış avluya bakan iki yan duvarıyla, caminin iki katlı revaklarla zenginleştirilmiş yan duvarlarının üstünde, zemin hizasında abdest muslukları sıralanmıştır. İkisi iç avlunun dış köşelerinde, dördü de cami kütlesinin köşelerinde yer alan minarelerin ilk ikisi ikişer öbürleri üçer şerefelidir. 
Dış avluda, caminin güneydoğu köşesinde yer alan ve bir rampa ile çıkılan Hünkar Kasrı bu uygulamanın ilk örneğidir. burası bugün Halı Müzesi olarak kullanılmaktadır. Caminin bodrumunda da Kilim ve Düz Yaygılar Müzesi açılmıştır. 
Türk ve İslam dünyasının en ünlü anıtlarından birisi olan Sultan Ahmet Camii İstanbul’a gelen herkes tarafından hayranlıkla ziyaret edilir. 
Klasik Türk Sanatının bir diğer örneği olan bu Sultan Ahmet Camii orijinal olarak 6 minare ile inşa edilen tek camidir. Bulunduğu yer tarihi İstanbul şehrinin daha erken yapılmış diğer önemli eserleri ile çevrilidir. İstanbul şehrinin en güzel manzarası denizden görülür. Bu şahane manzarada caminin silueti yer alır. Şöhreti “Mavi Camii” olarak bilinen eserin asıl adı I. Sultan Ahmet Camiidir. Esas mesleğine yakışır şekilde, 
Mimar Mehmet Ağa Cami
 içerisini kuyumcu titizliği ile dekore etmiştir. 1609-1616 yılları arasında inşa edilen cami büyük bir kompleksin içerisinde bulunurdu. Bunlar bir kısmı zamanımıza gelemeyen sosyal ve kültürel içerikli yapılardı. 
Kapalı ÇarşıTürk Hamamı, aşevi, hastane, okullar, kervansaray ve Sultan Ahmet’in türbesi belli başlı kısımlardı. Caminin mimarı klasik Türk sanatının ulu mimarı olan Koca Sinan’ın öğrencisiydi ve caminin yapımında hocasının daha önce denediği bir planı, daha büyük ölçüde uygulamıştı. Sultan Ahmet Camiinin esas girişi Roma devrinden kalan hipodrom
 tarafındadır. Bir dış avlunun çevrelediği iç avlu ve esas mekân yüksek bir podyum üzerindedir. İç avluya açılan kapıdan ortadaki sembolik şadırvan ve etrafı çevreleyen galerilerin üzerinden, fevkalade bir harmoni ile biri, biri üzerine yükselen kubbeler görülür. 
İçeriye açılan 3 kapıdan herhangi birinden girildiğinde dış görünüşü tamamlayan boyama,çini ve vitray
 camlarının zengin ve renkli süslemeleri ile karşılaşılır. İç mekan büyük bir bütündür; ana ve yan kubbeler geniş sivri kemerlerin dayandığı 4 iri sütun üzerinde yükselir. Caminin içini 3 taraftan çevreleyen balkonların duvarları, sayıları 20.000’i aşan şahane İznik çinileri ile süslüdür. Bunların yukarısı ve bütün kubbe içleri ise boya işidir. Boya  süslemelere hakim olan renk mavi değildi. Camiye isim olan mavi renk sonraki tamirlerde boyanmıştı. 1990
 yılında tamamlanan son tamirde iç dekorun koyu rengi orijinal açık renklerine döndürülmüştür. Her camide olduğu gibi, yerler halılarla kaplıdır. Ana giriş karşısında yer alan mihrap yanında, şahane oyma işçiliği olan mermer minber yer alır. Diğer tarafta ise Sultanların locası balkon şeklinde görülür. 260 pencerenin aydınlattığı iç mekânı örten kubbe 23,5 m. çapında ve 43 metre yüksekliğindedir. Yakın yıllarda tamir edilerek yeniden inşa edilen camii çarşısı, eserin doğusunda yer alır. Sultan Ahmet’in tek kubbeli türbesi ve medrese binası kuzeyde, Ayasofyatarafındadır. Yaz aylarında buradaki parkta geceleri ses ve ışık gösterileri yapılır. Sultan Ahmet Camii, civardaki bir çok eski abidevi yapı ve müzelerle birlikte şehir turlarının merkezinde yer alır. 
Minareler klasik Türk üslubunun bir diğer örneğidir. Spiral merdivenlerle şerefelereulaşılır. Günde 5 defa, namaz vakti buralardan okunarak duyurulur. Günümüzde ezan hoparlörlerle okunmaktadır. Kubbeler ve minarelerin üstleri kurşunla kaplıdır, bunların uçlarındaki alemler ise altın kaplamalı bakırdan yapılmışlardır. Bu üst örtülerin tamiri icabında eskiden olduğu gibi ustalıkla yapılmaktadır.  
Klasik Türk Camilerinin özelliği, en kalabalık günlerde bile namaz kılan topluluğun çoğunluğunun mihrabı rahatça görmesine elverişli olmasıdır. 
Sultan I. Ahmed ile oğullarının ve annesinin türbesi burada bulunmaktadır.
Sultan Ahmet Cami
Ayasofya'yi yaptiran Justinianus onunla Hz. Süleymanin Kudüs te yaptırdığı mebedi asmak istemişti ve aşmıştı. 
Süleymaniye'yi yaptiran Sultan II. Selim, Ayasofya'yi asmak istemislerdi ve asmislardi. Simdi de Sultan I. Ahmet onlari asacak bir cami yaptirmak istiyor, fakat atalarina saygisizlik etmemek için, sadece Ayasofya'yi asacak bir cami yaptirmak istedigini söylüyordu. 
Sultan Ahmed, yeni bir cami yaptirmaya karar verdikten sonra, uygun bir yer aranmasina basladi. Teklif edilen birçok yer arasinda padisah bugünkü yerini begendi. Fakat o yillarda burada Sokollu Mehmet Paşasarayı vardı ve sarayin satin alinmasi, yiktirilmasi, çevresinin iyice açilmasi gerekiyordu. 
Padişah, Ayşe Sultan'a, Otuz yük dinar halis ayar altin göndererek sarayi satin aldi. 
Yeni camiyi gerçeklestirme isi, mimarligi gibi sedefkatligi ve musikisinasligi ile de büyük ün yapmis olan mimarbasi Mehmet Aga'ya verildi. 
Sedefkar Mehmed Aga, karsisinda Süleymaniye, yanibasinda Ayasofya gibi iki essiz anitin arasinda, onlarla yarisacak bir eser yapacakti. 
Bu eser nasil olmaliydi? Bir eserin büyük olmasi için boyutlarinin büyük olmasi yetmezdi. Güzel olmasi için de yalniz disindan veya yalniz içinden güzel olmasi yetmezdi. Hatta, sadece 'güzel' olmasi da yetmezdi. Onun yapacagi eserde güzellik nasil yasanirdi? Siir gibi seyredilerek, huzur gibi duyularak.. Mehmed Aga, uzun çalismalardan sonra planini çizdi ve padisaha sundu. Basmimarin açiklamalarini da dinleyen padisah plani begendi ve onayladi.
Padişah toprak taşıdı
Artik temel atma zamani gelmisti. 1609 yilinin günesli bir gününde, basta padisah olmak üzere, devlet erkani insaatin yapilacagi yere geldi. Ayni yüzyilda yasayan Evliya Çelebi, temel atma merasimini söyle anlatiyor: 
…Cümle üstad mimar ve mühendisler toplanip, Üsküdarli Mahmut Efendi'nin ve üstadimiz Evliya Efendi'nin dualari ile esasinin kazilmasina bsladi. Evvela Sultan Ahmed Han, etegine toprak dodurup, Ya Rab! Ahmed kulunun hizmetidir, kabul eyle deyüp, amelelerle birlikte temelden toprak tasidi… 
Padisahtan sonra Seyhülislam Mevlana Mehmed Efendi, Seyh Mehmud Efendi, Vezirlazam Murad Pasa ve diger veziler, ulema, kadiaskerler ellerine kürükler alarak toprak tasimis, harç koymuslardi. Bu sirada kurbanlar da kesilmisti. Issaat çalismalarina sembolik olarak ordu da katilmis, birgün sipahiler, birgün yeniçeriler toprak tasimada çalismislardi. Vezirler, devler erkani kendi adamlarini göndermis, halktan birçok gönüllü çalismalara katilmis, bölece Istanbullular, caglar boyu övünecegimiz bir eserin meydana gelmesi için hizmet etmislerdi.
Yedi yılda tamamlandı
Insaat yedi yilda tamamlandi. Nihayet 1616 yili 2 Haziran Cuma günü, basta padisah olmak üzere, devlet erkani bu defa açilis merasimi için ayni yere geldi. Cami yanina kurulan otaglarda davetlilere büyük bir ziyafet verildi. Açilis dualarla yapildi. 
Sultan I. Ahmet meydana gelen saheserden memnundu. Cami kapladigi alan bakiminda Ayasofya ve Süleymaniye'yi geçiyordu. Ana yapinin kapladigi alan 64x74 m. Boyutlarindadir. Yüksekligi ise 43 metredir. 
Içinin renkli aydinligi, duvarlari süsleyen essiz çinileri, kapilari süsleyen sedef kakmalari, o güne kadar yapilanlardan çok daha güzel olan alti minaresi, Istanbul'un panoramik güzelligini arttiran genel görünüsü ile Sultanahmet herkesi büyülemisti. Ama o zaman bu caminin adi Sultanahmet Camii degildi. Halk ona 'Yeni Cami' demisti. Eminönü'nde Yenü Cami adiyla anilan cami yapilincaya kadar bu adi tasidi. Eminönü'ndeki eser 'Yeni Cami' adini alinca, Mehmed Aga'nin yaptigi camiye de Sultanahmet Camii denildi.
Camideki iç aydınlık
Sultanahmet Camii'nin mimari tarzi öteki camilere göre, birçok bakimdan farklidir. Mesela Süleymaniye'de kubbeyi esit ve paralel kenarli dayanaklar tuttugu halde, Sultanahmet Camii'nin kubbesi yuvarlak ve iri sütunlar halindeki filayaklarina oturmaktadir. Orta kubbe dört sivri kemer üzerine oturtulmus, köseleri pandantifle doldurulmustur. Yarim kubbelerin kenarlari da sivridir. Isik süzülmesini kolaylastirmak için pencere ve kemerler de degisik bir stilde yapilmistir. Isigin cami duvarlarini süsleyen renkli çinilere degisik sekillerde yansimasi düsünülmüs, pencere camlarina buna göre renkler verilmistir. 
Sultanshmet'in asil özelliklerinden biri. Bol isikli, diger çinilerinin essiz birer sanat eseri olusudur. Yüzyillar içinde eskiyen veya kitilan bazi camlari degistirilirken, ayni renkler turrurulamamis. Bu yüzden cami yapilisindaki zamana göre isik-renklerinden kayba ugramistir. Buna ragmen Sultanahmet'in iç aydinligi bugün hiçbir mabedde yoktur. 
Sultanahmet Camii'nin maliyeti, sebilleri, mektebi, Hümayun kasri, dükkanlari, dükkanlarin üzerindeki odalari ve padisahin türbsi de dahil olmak üzere 1811 yük 2944 akçedir. 1 yük 100 bin akçe, 120 akçe de 1 altin oldugunua göre, bu saheserin yaklasik olarak 1.510.000 altina mal oldugunu söyleyebiliriz. Cami 21.043 çini ile süslenmistir ve bu çinilerin herbirine 18 akçe ödenmistir.
Neden altı minare
Istanbul'da meydana gelen her büyük olay, her büyük eser, Islam dünyasini yakindan ilgilendiriyor ve baslica konu ediliyordu. Sultanahmet Camii'nin yapilmasi da hayranliklar, genis yankilar uyandirdi. 
Fakat Imparatorlugun bazi eyaletlerinden itirazlar da geldi. Itiraz da geldi. Itiraz edenler,camiye alti minare yapilmasi kabe'ye saygisizlik olur diyorlardi. 
Çünkü o zamanlar alti minaresi olan tek mebed Mekke'de idi. 
Padisah bu meseleyi bütün Islam alemini memnun edecek bir sekilde halletti: Mekke'ye yedinci minareyi yaptirdi. Sultanshmet minarelerinin dördü üçer, ikisi de ikiser serefelidir.
Avizeleri
Evliya Çelebi, Sultanahmet'teki avizelerin, yapildigi yillarda, oradaki çiniler kadar güzel ve degerli oldugunu söyle anlatiyor: 
…Bu camide asili avizeler yüz Misir hazinesi degerindedir. Çünkü Sultan Ahmed Han, ecdadindan beri toplanankiymetli essiz cevahirleri, dört diyardan gelen çok degerli hediyeler buraya koymustur..Mesela, Habes veziri Cafer Pasa camiye alti adet zümrüt kandil göndermistir ki, herbir kandil altisar okka agirlikta idi. Altisi da mücevherli altin zincirlerle asilmistir.. Ayrica bu camide öyle çok ve degerli kitaplar verdir ki,Islam diyarindaki öteki padisah camilerinin hiçbirinde bu kadar çok güzel ve degerli kitag görülmemistir.. 
İstanbul'un en turistik camisi
İstanbul Sultan 1. Ahmed tarafından 1616 yılında mimar Sedefkar Mehmet Ağa’ya Ayasofya Müzesi’nin karşısında yaptırılan Sultanahmet Camii, İstanbul’un en çok turist çeken mekanları arasında ön sıralarda yer alıyor. Osmanlı sultanları ve ailesi tarafından yaptırılan ve “Sultan camileri” anlamına gelen selatin camilerinin 6’ncısı olan Sultanahmet Camii, İznik çinileriyle bezeli olduğu için Avrupalılar tarafından “Mavi Cami (Blue Mosque)” olarak adlandırılıyor. 
6 minarenin sırrı
İstanbul’un tarihi yarımadasında bulunan Sultanahmet Camii, Mimar Sinan sonrası klasik mimarinin en büyük ve en önemli eseri olarak biliniyor. İznik çinileriyle bezenmesi, yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate şayan en önemli yanı olarak öne çıkıyor. Sultanahmet Camii, aynı zamanda Türkiye’nin 6 minareli tek selatin camisi olma özelliğini de taşıyor. Caminin 6 minaresi olmasına ilişkin aktarılan bir efsane şöyle: “Dönemin padişahı I. Ahmed, minareleri altından yaptırmak istemiştir ancak kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkar Mehmet
Sultanın vurduğu ilk kazma duruyor
Toplam 260 pencereyle aydınlatılan caminin ibadethane bölümü 64x72 metre boyutlarında. 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı ise 23.5 metre. Avlunun batı girişinde, demirden ağır bir kordon bulunuyor. Bu kordon, avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmamak için eğmesini gerektiriyordu. Bu durum da padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylem olarak kabul ediliyordu. Çocuk yaşta padişah olan ve genç yaşta da ölen Sultan 1. Ahmed’in caminin yapımında ilk vurduğu kazma, bugün Topkapı Sarayı’nda hala saklanıyor. 
SULTANAHMET'IN DIS AVLUSUNDA, BIRINCI KAPININ ALTINDA BULUNAN SEBIL KITABESI Içen abdan dari-naim içre mesrur ola, Yazilub amali-hüsnü deftere medtur ola 
Camii Han Ahmed'in banii ala mesrebi, Hazreti Mimarbasi ahreti mamur ola. 
Kim Muhammed anin nam-u ali himmeti, Itti bu rana binayi hasredek mashur ola 
Olmamistir dahi olmaz böyle ali bina, Bir eser konmustur ki, kim dembedem Mezkur Ola 
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESIYLE: Bu sudan içen, nimetler yurdu olan Cennete kavussun mutlu olsun. Yaptigi güzel isler deftere satir satir yazilsin. 
Yüksek ahlaki kendisine huy edenin, Han Ahmed'in camiini yapan, Yüce mimarbasinin sonu da iyi olsun. 
Bu ulu mimarbasinin kutlu adi Mehmed'dir. Dünya durdukça ünü her tarafa yayilsin diye, bu güzel, gözalici yapan odur. 
Bu büyük eserin benzeri yoktur ve olmayacaktir. Be eser, her zaman övgüyle konusulsun, dillerden düsmesin diye yapilmistir. 
SULTANAHMET Nurlu elleri Sedefkar Mehmed Aga'nin Indirmis yeryüzüne isik-cismi. Eli öpülesi o dehanin Mehyalatla yazilsin ismi. 
Bir eser vermis ki o sanat günesi, Orda mevsim yil boyunca bahar… Bulunmaz dünyada bir esi Maya'lardan Misir'a Çin'e kadar 
Kubbeleri bir tomurcuk bahçesi, kat kat, Her sabah açar.. Duvarlari tas degil, sanki kanat, Her gece uçar… 
Alti füzesiyle gökyüzünde Dolasir Sultanahmet. Gökkusagini o toplar, o dagitir Dünyaya demet demet. 
Sonsuz mevilerde ak güvercin, Akveryum renginde bir rüya.. Büöyle bir güzellik gördügü için Mutludur dünya..




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


(En son düzenleme: 08.04.2015, 12:19 Ɓคђคя.)
Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#8
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

AYASOFYA KÜLLİYESİ
İmage

Birkaç yüzyıl, dünyanın en büyük kilisesi olma özelliğini taşıyan Ayasofya, kilise olarak inşâ edilmiş olan bugün Londra’dakiSt. Paul’s, Roma’daki St. Peter’s ve Milan’daki Doumo’nun ardından dünyanın dördüncü büyük eski yapısıdır. Büyük Osmanlı mimarı Mimar Sinan’ın, hayatını Ayasofya’nın teknik başarılarını geçmeye adadığı söylenmektedir.
Ayasofya’nın bulunduğu yerde daha önce de aynı adı taşıyan iki kilise yapılmış, ancak bunlar yangın nedeniyle yok olmuşlardır. İmparator İustinianos, Roma İmparatorluğunu’nun eski siyasal bütünlüğünü sağlamaya çalışırken, bu iddialı planlarına uygun şekilde, görülmemiş büyüklükte bir kilise yaptırmaya girişti. Matematikçi Tralles’li Anthemius ve geometri bilgini Miletus’lu İsidoros’u kilisenin mimarı olarak görevlendirdi. Tamamlandıktan kısa süre sonra bir kısmı depremde çöken kilise, destek duvarları ve onarımlarla eski haline getirildi.

Bir Bizans efsanesine göre, İustinianos ayindeyken elinden kutsal ekmeği düşürür ve eğilip alana kadar, bir arı ekmeği alıp uçurur. Bunun üzerine, bütün arı sahiplerinin kovanlarda bu ekmeği aramalarını talimatı verilir. Birkaç gün sonrasın da bir arıcı, elinde diğer peteklere hiç benzemeyen bir petekle çıkar gelir ve bu petek, Ayasofya'nın planı olur. Ermeni edebiyatında, Ermeni mimar ve ustaların emeğinin geçtiğine dair bilgiler vardır.

Görünümü ve boyutları insanda hayret uyandıran Ayasofya’nın yapımı süresince, imparatorluğun dört bir yanından eserler getirtildi ve inşasında 100 ustanın emrinde, 10.000 işçi çalıştı.
Binanı dış görünüşünden çok, içinin etkileyiciğine önem verilmiştir. Yüz ölçümü 7570 metrekare olan müzenin uzunluğu 100 metreyi geçer. Bizans tarihinde Ayasofya’nın çok önemli bir yeri vardır; imparatorların taç giyme törenleri, zafer kutlamaları hep bu dikkate değer yapıda gerçekleşmiştir.

Bizans döneminde yaşnan önemli bir olay da ikonoklastik dönemde, tüm kutsal resimlerin kiliseden silinmesidir. 1204′te,Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında da büyük bir yağmaya sahne olmuştur.

O zamanki insanların yaptığı bu etkileyici yapı, müslüman Türkler tarafından da en görkemli ibadethane olarak benimsendi.Mimar Sinan, restorasyonunun yapılmasıyla görevlendirildi. Minare, mihrap, minber gibi İslami elementler eklenerek camiye çevrildi. Allâh, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan ve Hüseyin levhaları asıldı. Resimlerin ve moziklerin üzerine çekilen badana koruyucu işlev gördü. 916 yıl boyunca kilise olarak kullanılan Ayasofya, 481 yıl boyunca da cami olarak kullanıldı ve 1935 yılında, bazı Müslümanların cami ve Ortodoksların kilise olarak kullanılmasını isemelerine rağmen,Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle müzeye çevrildi.

Ayasofya’daki mozaiklerin çoğu ikonoklastik dönemden sonra yapılanlardır. Batı kanadındaki eski girişten, imparator ve ailesi için yapılan büyük ve güzel kapıdan girildiğinde karşılaşılan mozaikte; iki imparator Konstantinos ve İustinianos’un, kucağında İsa’yı tutan Meryem’e, İstanbul surlarını ve Ayasofya’yı armağan ettikleri resmedilmiştir.

Sütunlar dünyanın farklı yerlerinden toplanıp, buraya getirilmiştir. Efes’teki Artemis Tapınağı’ndan, Heliopolis’teki Güneş Tapınağı’ndan, Baalbek’ten… Sütun başlıkları büyük bir ustalıkla oyulmuştur. Apsiste, (kendi inanışlarına göre) kucağında çocuk İsa ile Meryem ve yine apsiste ünlü Cebrail mozaiği vardır. Kuzey duvarındaki nişlerde üç Hıristiyan aziz, İgnatios, Hrisostomos ve İgnatios Teoforos, kubbenin pandantiflerinde ise melekler resmedilmiştir. Bir başka ilgi çekici bölüm de Ortodoks kiliselerinde gynaeceum denilen, yukarıda yapılan kadınlar kısmıdır. İmparatoriçenin, imparator ailesinden kadınların, sıradan kadınların ve sinodların bölmelerinin bulunduğu bu galeriden, kuşbaşı kilisenin içi görülmektedir.
Türkler Ayasofya’ya çok değer vermişler, pek çok padişah, şehzade ve hanım sultan türbesini caminin bahçesinde yapmışlardır. Ayasofya’yla ilişkisi olan herkesin, Bizanslılar, Latinler, Ermeniler ve Türkler’in katkıda bulunduğu bir folklorik nitelikte, efsanelerin oluşturduğu edebiyat vardır.

Kökeni Bizans olan kendilerince ortaya atılan bir efsaneye göre, savaşı kazanan Türkler Ayasofya’ya geldiğinde patrik dua etmekteymiş ve güneyde Ayasofya kitaplığı önünde bir kapıyı çekip ortadan kaybolmuş. Bu kapı bir daha açılmamış. Ancak kubbenin üzerine yeniden haç konduğunda açılacak ve o anda patrik geri gelip duasını tamamlayacakmış.

Farklı imparatorluklarda ayakta kalan, farklı milletler tarafından benimsenen ve farklı kültürlere esin kaynağı olan Ayasofya, Pazartesi dışında hergün 9.30 - 16.30 arasında gezilebilir.

İslâm devletler hukukunun hükümlerine göre, sulh yolu ile fethedilen ülkelerde mevcut olan ehl-i kitâba ait ma’bedlere asla dokunulmaz; ancak yenilerinin inşasına da müsade edilmez. Eskiden beri var olanlar tamir edilebilir. Savaş yoluyla fethedilen topraklarda ise, durum tam tersinedir. Yani İslâm hükümdarı, isterse, başka dinlere ait bütün ma’bedleri yok eder ve gayr-i müslimleri de sürgün edebilir. İşte İstanbul, tamamen savaş yoluyla feth olunmuştur. Ayasofya’nın ve benzeri bazı kiliselerin camiye çevrilişinin meşruiyet sebebi zikredilen hükümdür. Bu hüküm, İstanbul çapında tatbik edilseydi, İstanbul’daki bütün kilise ve havraların yıkılması gerekirdi. İstanbul’u Allâh’ın yardımı ve kılıcının kuvvetiyle fetheden Fâtih Sultân Mehmed, Ayasofya’yı cami haline getirdikten sonra, papaz ve hahamlardan oluşan bir heyeti huzurunda kabul eder. Papaz ve hahamlar heyeti, İstanbul’u savaşla fethettiğini, dilerse İstanbul’da hiçbir kilise ve havra bırakmayacağını bu durumun devletler hukukundan doğan bir hakkı olduğunu Fâtih’e ifade ederler. Ancak kendisine, kendilerine ve ma’bedlerine karşı İstanbul’un sulh yol ile fethetmiş gibi kabul etmesini ve geç de olsa toplu halde huzuruna gelişlerini bu mânâya vesile saymasını ısrarla talep etmişlerdir.

Çevresindeki din âlimlerine danın Fâtih Sultân Mehmed, bu isteklerini geri çevirmemiş ve camiye çevrilenlerin dışında kalan kilise ve havralara hakkı olduğu halde müdahale etmemiştir. Günümüze kadar yaşayan kilise ve havraların gerçek sırrının,Fâtih’in din ve vicdan hürriyeti anlayışı oluğunu, Osmanlı Devleti’nin şanlı Şeyhülislâmı Ebüssuud Efendi, verdiği bir fetvâda vuzuha kavuşturmaktadır. Bu fetvânın aslı aynen şöyledir:
Merhûm Sultân Muhammed Hân hazretleri, Mahmiye-i İstanbul’u ve etraındaki karyeleri unveten feth eylemiş midir? El-Cevab: Ma’ruf olan unveten (cebr ile) fetihdir. Amma kenais-i kadime (eski kiliseler) sulhen fethe delâlet eder. 945 tarihinde bu husus teftiş olunmuştur. 130 yaşında bir kimesne ve 110 yaşında bir kimesne bulunup Yehud ve Nasara tâifesi el altından Sultân Muhammed Hân ile ittifak edüb Tekfur'a nusret etmeyecek olub Sultân Muhammed dahi anları seby etmeyüb (esir almayub) halleri üzere mukarrer edecek olub bu vechile feth olundu deyu şahadet edüb bu şahadet ile kenâsi-i kadîme hali üzere kalmıştır. Ketebehu Ebüssuud”.
Bu anlattıklarımızı, tarihçilerin verdiği bilgi de doğrulamaktadır. Fâtih Sultân Mehmed, 23 Mayıs’da İsfendiyar oğlu Damad Kasım Bey’i elçi olarak Bizans’a göndermiş ve kendisine şu haberleri yollamıştır: İlk umumi hücumda şehir düşecektir. Bu gerçeği tam bir asker olan İmparator da kabul etmelidir. Eğer sulh yolu ile teslim olurlarsa, İslâm Hukukunun kuralları gereği, can ve mala aslâ zarar verilmeyeceğini; cebr ile fethedilirse, hem kan döküleceğini ve hem de sorumluluk kabul etmeyeceğini bilmelidir. Maalesef bu habere rağmen sulhu kabul etmeyince cebr ile feth olunmuş ve buna rağmen yine de anlattığımız gibi muamele yapılmıştır. Ayasofya’daki mozaikleri tamamen tahrip etmemesi ve İstanbul surlarını yıkmaması, Fâtih’in bu konudaki tavrını ortaya koymaktadır.

Görülüyor ki, Fâtih Sultân Mehmed’in Sırbistan’da tatbik edeceğini va’d ettiği “Her caminin yanında birer kilise inşasına müsaade” durumu, İstanbul’da da tatbik olunmuştur. Fener’de Abdi Subaşı Mahallesindeki Caminin bitişiğinde Rum Patrikhanesi ile kilisenin mevcudiyeti, Osmanlı Devleti’nin gerçek mânâda din ve vicdan hürriyetini göstermiyor mu?Edirnekapı Caddesinin son kısmında yer alan Mihrimah Sultân Camii’nin hemen karşısında bir Rum kilisesinin inşasına müsaade etmek, bu hürriyetin maddî delillerinden değil midir?

İstanbul’'un harap edilmesi iddiası da doğru değildir. Buna ayrıntılı cevap vermek yerine, İstanbul’un fethini geçen bin yılın en önemli yüz olayı arasında zikreden CNN, Time ve benzeri kuruluşların yaptıkları tesbitden bir cümle nakledelim: İstanbul, Fâtih tarafından fethedilmeden evvel, tam bir harâbe ve ölü şehir idi. Fetihden sonra, hem Avrupa’nın ve hem de Müslüman memleketlerin ticâret merkezi ve mamur bir dünya şehri haline geldi. Nitekim Rus tarihçi Ouspensky bile “Türkler 1453’te, Haçlıların 1204’te yaptıklarından çok daha insanca ve hoşgörüyle davrandılar” diyebilmektedir.

527 yılında Bizans İmparatoru I. Jüstinyen zamanında yapılmış olan cami, Eminönü İlçesi’nde, Cankurtaran ile Kadırga arasında, Küçük Ayasofya Caddesi’nin sonundadır. Kiliseden çevrilme camilerdendir. Daha önce adı “Sergiyos ve Bakhos Kilisesi” idi. Alt sütunlar üzerindeki kitabede tapınağın I. Jüstinyen'in, St. Sergiyos ve St. Bacchus adlı azizler adına bu kiliseyi yaptırdığı yazılıdır. Sultan II. Bayezid zamanında Darüssaade Ağası Hadım Hüseyin Ağa tarafından bir minare eklenerek camiye çevrilmiştir.

Çeşitli zamanlarda tamirler görmüş ve bugünkü asıl minaresi 1955 yılında yaptırılmıştır. 19 m. yüksekliğindeki kubbesi sekiz ayaklı kemerlere oturmuştur. Yeşil ve kırmızı renkli 34 mermer sütunun 16’sı altta ve 18′i üstte bulunmaktadır. Önündeki beş kubbeli ve altı sütunlu son cemaat yeri sonradan yapılmıştır. Sol tarafdaki bahçesinde Hüseyin Ağa’nın türbesi bulunmaktadır.

İmage




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


(En son düzenleme: 08.04.2015, 12:40 Ɓคђคя.)
Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#9
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

SOKULLU MEHMET PAŞA KÜLLİYESİ 
İmage

Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi, [/url]Mimar Sinan'ın İstanbul Kadırga'da Şehit Mehmet Paşa yokuşunda bulunan ve cami ile külliyeden oluşan bir eseri. Sinan'ın en güzel eserlerinden biri sayılır. Üç padişaha sadrazamlık yapan Sırp asıllı Sokollu Mehmet Paşa adına 1571'de karısı tarafından yaptırılmıştır.

Dik yokuşlardan oluşan sokakların arasında kurulan [url=http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BClliye]külliye, bu güçlükten plan olarak da yararlanmış, üç sokaktan ve üç farklı kottan girilen külliyenin avlusuna merdivenlerle ulaşılarak pek sık rastlanmayan bir zenginlik yaratılmıştır. Avluda mermer bir şadırvan yer alır. Çevresinde medresenin bölümleri bulunur. Camideİznik çinileri ve orijinal kalem işleri de bulunmaktadır.

Sultanahmet Camii ile Küçük Ayasofya Camii arasındaki Kadırga yokuşunda 2 metrelikduvarla çevrili bir alanda yapılmış olan caminin banisi Sokollu Mehmet Paşa, mimarı Mimar Sinan'dır. Eğimli bir arazide, tek minareli, tek kubbelidir. Sokollu Mehmet Paşa'nın İstanbul'da iki yerde kendi adını taşıyan camilerden biridir. Öteki cami, Azapkapı'daki Sokollu Mehmet Paşa Camii'dir.

Sultanahmet Camii önündeki At Meydanı'ndan Kadırga'ya inen Şehit Mehmet Paşa yokuşu üzerindedir. Aynı yokuşun sonunda Küçükayasofya Camii bulunmaktadır. Üç dış kapıdan mermer taşlı avluya girilir. Avlunun ortasında kubbeli bir şadırvan ve etrafında medrese odaları bulunmaktadır. Son cemaat yeri platformu sağlı sollu uzanır ve ortada caminin orta büyüklükteki giriş kapısından camiye girilir. Mihrap çevresinde insan boyundan büyük iki mum ve mihrap üzerinde hat sanatlı çini süsleme boydan boya kaplıdır. Caminin ses ve aydınlatma sistemi her Sinan camiindeki gibi mükemmeldir. Giriş sahını sağ ve soldan ikinci kata çıkar. Bu caminin mihrap, minber, kubbe bölümlerinde Hacerülesved parçaları gömülüdür.

Caminin kuzeyinde şerefe kısmından üstü yıkılmış eski bir tuğla minare vardır. Sultanahmet tarafındaki avlu kapısından ve bu kapının karşı tarafındaki kapı ile kıbleye bakan merdivenli kapıdan girildiğinde üç kapıdan da medrese revakından geçerek avluya girilir. İlk iki kapı girişinde mezarlıklar vardır.

PİYALE PAŞA KÜLLİYESİ
İmage

570'lerde, Kasımpaşa'nın arkasındaki vadide, kimselerin yaşamadığı kırsal bir kesimi yerleşime açmak amacıyla, Piyale Mehmed Paşa; cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, türbe, çarşı, hamam ve sebilden kurulu bir külliye yaptırmıştır. Günümüze ise yalnızca cami ve türbe erişebilmiştir. Yapının, Sinan döneminde yapılmış olması, Sinan'ın katkısını kesinlikle ortaya koymamaktadır. Piyale Paşa'da kimliği bilinmeyen bir hassa mimarının kurumsal kimliğe başkaldırışının, geleneklere karşı gelişinin, bireysellikten çok öte bir yapıda yoğunlaşan bir mimarlık söylemine dönüşen olgusuyla karşılaştığımızı söyleyebiliriz. 
Plan kurgusu, geleneksel çok ayaklı-çok kubbeli (Ulucami) düzenine, Sinan döneminde sıkça rastlanan iki katlı yan mahfillerin eklenmesiyle; daha tasarım aşamasındayken bilinen tipolojinin dışına çıkıvermiştir. Farklılık, sadece kubbeleri taşıyan, ortadaki ağır taş ayakların gidip, yerlerine ince, uzun, yekpare granit sütunların getirilmesi değil; yan mahfillerin tonozlarla örtülerek, bunların yan cephelerde sivri kemerli alınlıklarıyla egemen olmasındadır. Kıble duvarının, oluşturulan tüm yapısal aksları karşılayan payelerinin, epey dışarı taşırılarak, sıradan bir istinat duvarının ağır payandalarına dönüştürülmesi tartışılabilir statik ve estetik bir yorum olarak görülebilir. 

Mimarın, özgün düzenlemesinde dış mekanlara getirdiği zenginlik ise; ancak avluyu oluşturan yirmi sekiz tekke, on yedi medrese hücresi ve önlerindeki revağın, ana kitle etrafındaki “ikili revak” ve iki katlı dış kanatların beraber algılanmasıyla anlaşılabilir. 
Tüm bunlar, işlevsel çözümü pek olgunlaştırılamamış dış mekan düzenlemeleri olarak değerlendirilse bile; başkaca birçok sorun daha içeren klasik Osmanlı mimarlığının bu ayrıcalıklı yapısı, üzerinde dikkatle durmayı gerektirir.




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#10
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

MAHMUT PAŞA KÜLLİYESİ
İmage

Eyüp ilçesinde, Defterdar Caddesi ile Zal Paşa Caddesi arasında yer alır. Külliye bir cami, medrese, türbe ve çeşmeden oluşmaktadır. 1577 yılında Zal Mahmud Paşa ile eşi Şah Sultan tarafından yaptırılmıştır.[1] Mimar Sinan’ın eseridir. Külliyenin merkezini cami oluşturmaktadır.
Bir medrese şadırvan avlusu çevresinde, ve buna bağlı ikinci medrese düşük bir platformda türbe etrafında avlu ve Defterdar caddesi tarafında kapısında bir çeşmesi vardır. Sekizgen, tek kubbeli, girişi 6 sütunlu bir revaktan olan türbede Zal Mahmut Paşa yatmaktadır. Türbe pencereleri klasik karınca gözlüdür.

Caminin içinde üç yanda dörder sütunlu düz tavanlı revaklar vardır. Mermer minber ve mihrap mükemmeldir. Mihrap etrafında çini bordür bulunmaktadır. Son cemaat yeri beş açıklı bir revaktır ve yanlar kubbelidir. Duvarlar taş ve tuğladır. Dış görünümü camiye kırmızı beyaz bir hava kazandırmıştır. Minare sağda yapıya bitişiktir. Duvar pencereleri iki sıradır.
İç avlu, son cemaat yeriyle birlikte 17 sütun ve 15 kubbe ile çevrilidir. Ortada 8 sütunlu şadırvanı vardır. Minaresi tek şerefelidir. Caminin duvarları taş ve tuğla karışımıdır. Cami büyük bir kubbe ile örtülüdür. Çini mihrabı ve minberi kalem işleriyle süslüdür.

Daha önceleri de birçok tamirat geçiren cami son olarak 1955-63 yılları arasında restore edilmiştir. 2012 yılı Ağustos ayında başlayan son restorasyon çalışmaları halen devam etmektedir.

YAVUZ SELİM KÜLLİYESİ
İmage

Bulunduğu semte adını veren bu camii Yavuz Sultan Selim adına oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından Haliç ‘e hakim bir tepe üzerine yaptırılmıştır. İnşasına H.926/ M.1519 da başlanış ve H.929/ M.1522 tamamlanmış olduğu taç kapı- sı üzerindeki kitabesinden anlaşılmaktadır.Bazı yayınlar bu külliyenin mimarını Mimar Sinan olarak göstermiş ise de arşiv vesikaları eserin Mimar Acem Ali tarafından yapıldığını göstermektedir . Zaten bu tarihlerde Sinan daha mimar olarak başlamış ve kendi eseri olmadığı Sadi Çelebi’nin Tezkeresinde zikredilmektedir. Kare planlı olan caminin geniş sathı, 24m çapında ve 325m yükseklikte büyük bir pantantifli kubbe ile örtülmüş ve bu kubbenin ağırlığı da duvarlara gömülmüş kemerlere yüklenmiştir. Dokuzar birimden oluşan tabhane kanatları yanlarda pantantifli küçük kubbelerle örtülmüştür. Kare kaideli,çokgen gövdeli,tek şerefeli ve şerefe altlıkları mukarnaslı olup temiz taş işçiliği ile yapılmış 38m yüksekliktedir. İki minaresi tabhane kanatları ile şadırvan avlusunun birleştiği köşelere yerleştirilmişlerdir. 
MİMARİ YAPISI : 

Tamamiyle köfeki taşından inşa edilen bu caminin Hünkar Mahfili,zarif dilimli, kemerli, alt tabanı çok renkli nefis kale işleri ile süslü ve çeşitli renkte mermer sütunlar üzerine oturtulmuştur.Yanları şebeke süslemeli mermer minber ve taş mihrap geleneğe bağlı olarak sade ve klasik üsluptadır. Kapı kanatları ile pencere kapakları fildişi sedeflerle zenginleştirilmiş,güzel ağaç işçiliğini göstermektedir.İçte ve avludaki sivri kemerli pencere alınlıkları renkli sır tekniği ile imal edilmiş ve zarif çinilerle süslenmiştir. İç avlunun giriş kapısının yanındaki duvarda güneş saati bulunmaktadır. Süslü kafeslerini Sultan İbrahim koydurmuştur.Son derece işlemeli kürsüsü ahşaptır.Mermerden yapılmış müezzinler mahfili sağ tarafta ve ortadadır. Kuzeyde enine dikdörtgen planlı, 18 sütun üzerine yerleştirilmiş 20 kubbeli ve revaklı şadırvan avlusu yer almaktadır. Doğu ve batıya açılan önleri sakıflı müstakıl girişlerde donatılmış,tabhanelerin köşelerindeki dörder birim,duvarlarla kuşatılarak ocaklı odalar meydana getirilmiştir. Aralarındaki altışar birimde dört eyvanlı plan şemasını devam ettiren bir dağılım yeri olarak değerlendirilmektedir. Kapılarından biri türbe kapısı ,batısındaki çarşı kapısı, kuzeyindeki kırk merdiven kapısı dır. Sağ ve solundaki kapılarda 1990 senesinde Vakıflar tarafından yenilenmiştir. 

Camide Bizans devrinin açık su havuzlarından biri mevcuttur.Giriş kapısının sağında is odaları bulunmaktadır. 

Caminin mihrabı önüne tesadüf eden Yavuz Sultan Selim türbesi sekizgen köşeli plan üzerine inşa edilmiş olup tek kubbelidir. Medhalin iki yanı çini panolarla bezelidir.Sağ taraftaki pano H.929/M1523 tarihli bir kitap ihtiva etmektedir. Sanduka çerçevesi sedefkari-dir. Sandukası üzerinde,Yavuz’un Mısır seferine giderken hocasının atının ayağından sıçrayan çamurla kirlenmiş kaftan,vasiyeti olarak örtülmüştür. 

Şehzadeler türbesi altı köşeli bir plan üzerine yapılmış olup kubbe kasnağında “Ayet el Kürsi” kabartma olarak yazılmıştır.Tütbede,Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları Mahmut ve Abdullah ile kızları Güherhan ve Hüma Şah Sultanlar medfundur.Bu yerde bulunan ve yıkılmış olan türbede Selim 1’in zevcesi ile Kanuni’nin anası Ayşe Hafsa Sultan ile Selim 1’in kızı Sadrazam Müverrih Lütfi Paşa’nın zevcesi Şah Sultan metfundur.Sultan Abdülmecit’in türbesi isealtı köşeli basit kubbeli bir binadır.25 Haziran 1861’de vefat eden Sultan Abdülmecit ile oğulları burada medfundur. 

DİĞER BİLGİLER : 
Caminin çevresinde yer alan medrese, sıbyan mektebi imaret hamam gibi külliyeden geriye sadece sıbyan mektebi kalabimiştir.İmarefin yerine kız lisesi yapılmıştır. 6000 m2 alanı olan bahçede üç adet 700.000 tonluk su sarnıcı bulunmaktadır. camiide bir imam-hatip, bir müezzin-kayyımı bulunmaktadır. Meşruta vardır. Tuvalet ve şadırvanları vardır.Vakit namazlarında 80-100, Cuma namazlarında ise 400-500 arası cemaati bulunmaktadır.




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#11
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

EYÜP SULTAN KÜLLİYESİ
İmage

Eyüp Camii ve etrafındaki medrese, aşhane, imaret, hamamla türbeden oluşan külliye Fâtih Sultan Mehmed tarafından İstanbul'un fethinin hemen arkasından yaptırılmıştır. 89489S (1489-1490) tarihli muhasebe defteriyle aslının kaybolması üzerine 990'da (1582) III. Murad zamanında yeniden yazılan vakfiyesi cami ve külliyeye dair etraflı bilgi verir. Buna göre Eyüp semtinin bütünü ile çevresinde pek çok mülkten başka Eğrikapı'dan Müderris köyüne, oradan da Germe su kemerine. Ali Bey köyünden (Alibeyköy) Haliç boyunca uzanan hatü takip ederek tekrar Eğrikapı'ya ulaşan çok geniş bir arazinin tamamı külliyenin evkafındandır. Ayrıca Rumeli'de Edirne, Kızılağaç, Filibe, Vize, Keşan, Silistre gibi yerlerde, Anadolu'da ise Mihalıç, Koçaç, Gediz, Bayındır, Bursa, İznik, Ulubat, Karacabey, Hereke çevrelerinde pek çok köy de külliyeye vakfedilmiştir. Vakfiye, külliyede görevlendirilen çeşitli hizmetlilerin gündelik ödenekleri hakkında bilgi verdiğinden cami, medrese, imaret ve türbenin kadroları da öğrenilmektedir. Ayrıca Eyüp Camii ve Türbesi'ne bütün Osmanlı tarihi boyunca mübarek gün ve gecelerde mevlid okunması için pek çok vakıflar yapılmış olduğu da Hadîkatü'lcevâmi'de kaydedilmektedir.

Cami. Evliya Çelebi caminin kısaca tarifini yapar: "Lebi deryaya karib âsitânei Ensârrde düz bir zeminde bina edilmiştir, bir kubbelidir. Mihrap tarafında yan kubbesi daha vardır, lâkin o kadar yüksek değildir. Caminin içinde amud yoktur. Orta kubbe etrafında metin kemerler vardır. Mihrabı ve minberi musanna' değildir. Hünkâr mahfili sağ taraftadır. İki kapılı, biri sağ cânibde yan kapısı, diğeri kıble kapısıdır... Sağ ve solda iki minaresi vardır. Haremin iç tarafı hücrelerle müzeyyendir. Ortasında cemaat maksuresi vardır. Bu maksure ile kabri Ebû Eyyûb arasında asumana ser çekmiş iki çınar vardır ki cemaat, sayesinde ibadet ederler. Bu haremin de iki kapısı var, garp kapısında taşrada büyük bir harem daha vardır, içinde dut vesair ağaçlarla yedi adet büyük çınar vardır".
Caminin yapımı için Evliya Çelebi'nin verdiği tarih 944'tür ki (1537-38) gerçeğe uymaz. Hüseyin Ayvansarâyl ise bu hususta daha sarihtir. Ona göre cami 863 (1458-59) yılında yapılmış olup bunu açıkça belirten dört mısralık kitabe cümle kapısı üstündedir. Yine Hadîkatü'1cevâmi'öe bildirildiğine göre iç avludaki şadırvan havuzu Çandarlı İbrahim Paşa'ya aittir. Ünlü Başdefterdar Ekmekçizâde Ahmed Paşa 1000 (1591-92) yılında musalla önünde bir ek bina inşa ettirmiştir. "Zamîme" olarak belirtilen bu binanın ne işe yaradığı ve yeri bilinmemektedir. "Muvacehe penceresi" ise I. Ahmed tarafından açtın İm ıştır. Harem avlusunda şadırvanın üstündeki yüksek kasır Sadrazam Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu zat eğer Koca Sinan Paşa ise kasır XVI. yüzyıl sonunda yapılmış demektir. Türbenin kapısı bitişiğinde II. Osman'ın (1618-1622) annesi Mâhfirûz Hatice Sultan bir cüzhâne inşa ettirmiştir. IH. Ahmed döneminde 1136'da (1723-24) mahya kurulabilmesi için minareler yükseltilmiş, aynı zamanda türbenin tamiri ve gümüş parmaklık takılması sadrazam Nevşehirli Damad İbrahim Paşa tarafından 1137'de (1724-25) gerçekleştirilmiştir. "Mezarın eyledi tezyin Ebû Eyyûb'un İbrahim Ebû Eyyûb'u İbrâhîm Pâşâ eyledi tezyin. 1137" mısraları bunu ifade eder. Kızlarağası Hacı Beşir Ağa da 1145'te (1732-33) iki mahfil yaptırmıştır. Bunların medrese odalarının üstünde olduğu tahmin edilmektedir.
Caminin 1766 zelzelesinde büyük ölçüde zarar gördüğü ve 1776'da Sadrazam Derviş Mehmed Paşa tarafından tamir edildiği bilinmekteyse de bunun binayı kurtarmaya yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Evvelce caminin içinde muhafaza edilirken 1956 yılındaki tamir sırasında ortadan kaybolan ve Ekrem Hakkı Ayverdi'de bir sureti bulunan Ruznâme'de bildirildiğine göre. caminin büyük ölçüde tamir edilmesinin kararlaştırılması üzerine 12 Şevval 1212'de ilk hazırlıklara girişilerek dört gün sonra tamire başlanmışken binanın tamir kabul etmez durumda olduğu anlaşıldığından çalışmalar durdurulmuş ve kırk üç gün boyunca öylece bırakılmıştır. Mimarların bu arada yaptıkları keşiflere göre caminin temeline kadar yıkılıp yeniden inşasından başka çare görülmediği için 3 Zilhicce 1212 tarihinde yıkıma başlanmış. 26 Muharrem 1213'te temele kadar inilmiştir. Ruznâme bütün inşaat safhalarını çok ayrıntılı olarak günleriyle bildirir. Yeniden yapılan cami 14 Safer 1215 tarihinde tamamlanmış, bu arada türbe de tamir edilmiş ve 6 Cemâziyelâhir 1215 günü selâmlık töreni yapılarak yeni cami resmen açılmıştır. Hadîkatü'icevâmi'de bina emini Uzun Hüseyin Efendi'nin İdaresinde yapılan çalışmaların yirmi sekiz ay sürdüğü, eski camiden yalnız minarelerin kaldığı, avluda şadırvan üstündeki Sinan Paşa Köşkü'nün, iki yanlarda Kızlarağası Beşir Ağa'nm mahfilleriyle iki taraftan beşer medrese odasının da bu sırada yıkıldığı bildirilir. Avlu dışında imam, türbedar ve mütevelli için dört oda ile bir muvakkithâne ve hünkâr mahfilinin yolu da bu sırada yapılmıştır. 4 Zilkade 1238'de düşen bir yıldırım Haliç tarafındaki minarenin üst şerefesine kadar çatlamasına sebep olmuş ve derhal tamir edilmiştir. Eyüp Camii'nin son tamiri, dönemin başbakanı Adnan Menderes'in özel talimatı ile Vakıflar İdaresi tarafından 1956-1958 yılları arasında gerçekleştirilmiştir.
Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından tesbit edildiğine göre Eyüp Camii ilk yapıldığında, iki tarafında önleri revaklı medrese odaları olan bir avluyu takip ediyordu. Bu avlunun içinde türbe de bulunuyordu. Her bir tarafta sekizerden on altı hücreli olan medrese revakları da kubbeli idi. Medrese revakının devamı durumunda olan son cemaat yeri revakı dört sütunlu ve beş kubbeli olmalıdır. Ayverdi'ye göre cami dikdörtgen biçimde olup ortada bir kubbe, yanlarda ise yarım kubbelerle örtülmüştü. Kıble duvarından dışarıya taşan bir çıkıntı içine yerleştirilmiş olan mihrabın üstünü de bir yarım kubbe örtüyordu. Ancak Evliya Celebi, bir ana kubbe ile mihrap tarafında alçak bir yarım kubbenin varlığından bahsettiğine göre bu ilk caminin harimini yanlarda da iki yarım kubbeli olarak düşünmek pek doğru olmasa gerektir.

111. Selim'in yaptırdığı cami ise bütünüyle değişik bir düzene sahiptir. Türbe avlunun dışında kalmış, onu avludan ayıran duvarda tunç hacet penceresiyle sebil muhafaza edilmiş, duvar çeşitli devirlerden kalma devşirme çinilerle kaplanarak hacet penceresi dört sütuna oturan bir saçakla korunmuştur. İki yanlardaki medrese odaları da kaldırılarak sadece dörder bölümlü kubbeli revaklar yapılmıştır. Şadırvanın dışarıda inşa edilmesine karşılık avlunun ortasında yine. Selim döneminde 10,20 x 7,18 m. ölçülerinde dikdörtgen bir sofa inşa edilmiştir. Sinan Paşa Köşkü'nün ve altındaki Çandarlı havuzunun evvelce burada olduğu tahmin edilmektedir. Bir halk inanışına göre bu sofa Ebû Eyyûb elEnsârrnin naaşının yıkandığı yerdir. Bu sofanın dört kösesinde barok üslûpta süslemeli ve insan boyu hizasında halkın "hacet çeşmeleri" adını verdiği ve etrafını dolanan genç kızların kısmetlerinin açılacağına inandığı küçük mermer çeşmeler vardır. Dışarıdaki avlunun Musalla Kapısı denilen bir girişi üstünde şair Sürürî'nin nazmettiği beş dörtlük halindeki 1215 (1800) tarihli uzun kitabesi yer alır. Bu kapının yanında muvakkithâne ile hünkâr mahfeline dışarıdan girişi sağlayan rampa bulunmaktadır.
Avlu ile cami arasında uzanan beş bölümlü son cemaat yeri ortadaki oval biçimde olmak üzere beş kubbe ile örtülmüştür. Mermer çerçeveli taç kapı üstünde ise Arif adlı bir şairin yazdığı dokuz dörtlükten oluşan  1215 (1800) tarihli uzun kitabede caminin tarihçesi hakkında bilgi verilir.

Cami, Türk mimarisinde Batı sanat tesirlerinin hâkim olduğu bir dönemde yapılmış olmasına rağmen klasik sanat geleneğine belli bir dereceye kadar bağlı kalındığını göstermektedir. Cami ana mekânı altısı yuvarlak kesitli payeler, ikisi kıbledeki mihrap çıkıntısının köşeleri olmak üzere sekiz destekli tipte yapılmıştır. Bu durum, Mimar Sinan'ın bazı eserlerinde kullandığı sistemin burada son uygulanışını gösterir. Payelerin başlıkları barok üslûptadır. Minber de aynı üslûpta motiflerle bezenmiştir. Ortada bulunan 16 m. çapındaki kubbe sekiz taraftan eksedralarla desteklenmiştir. Köşelerde ise dört küçük kubbe vardır. Ana mekânı üç taraftan ince desteklerle ayrılan mahfiller ve bunların üstünde yer alan galeriler çevirir. Hünkâr mahfili sağdaki galerinin kıble tarafındaki köşesindedir.

Türbe: Camiden önce yapıldığı bilinen türbe evvelce avlunun içinde iken 17981800'deki inşa sırasında dışarıda kalmış ve avlu ile arasındaki bağlantı mevcut hacet penceresiyle temin edilmiştir. Bu hacet penceresi I. Ahmed tarafından 1022'de (161314) yaptırılmış, ayrıca türbenin camiye bakan tarafında önüne bir duvar, yanına ileri taşan üç şebekeli bir sebil İlâve edilmiştir. Şimdiki görünümünde, çok çeşitli dönemlere ait çinilerle kaplı olan bu duvarın sol tarafında ise dökme tunç şebekeli büyük bir hacet penceresi bulunur. İslâmî semboller kadar sanattan da anlamayan bir zihniyet, bu tarihî ve güzel şebekedeki "mühri Süleyman"ları "yahudi yıldızı" olduğu düşüncesiyle kesip çıkarmıştır. Günümüzde yerleri boş yuvarlaklar halindedir.

Bu duvarda türbeye geçit veren kapının üstünde, Şeyhülislâm Hocazâde Esad Efendi (ö. 1034/1625) tarafından Ebû Eyyûb el Ensârî için yazılmış otuz altı mısralık bir manzume yer alır. Burada ayrıca Hz. Peygamber'e ait olduğu kabul edilen ayak izlerinin muhafaza edildiği bir hücre (pîşegâh) vardır. Duvarda I. Ahmed, I. Mahmud ve 111. Selim tarafından yazılmış, bu mekânın kutsallığına işaret eden manzum kitabeler bulunur.
Türbe sekizgen planlı kubbeli, klasik dönem türbe mimarisinde kesme taştan yapılmıştır. Her cephesinde altta sivri boşaltma kemerli dikdörtgen biçimli, üstte ise sivri kemerli pencerelerle aydınlanmıştır. Alt pencerelerin üst hizasına kadar iç duvarlar çinilerle kaplanmıştır. Bunların üstünde lâcivert zemin üzerine beyaz celî hatla yazılmış yine çinilerden bir kuşakta besmele ve Tevbe sûresinden âyetler yer almaktadır. Duvarların yukarı kısımları ile kubbe kalem işi nakışlarla bezenmiştir. Herhalde türbe cami ile birlikte 1798-1800 yıllarında tamir edilmiş olmakla beraber mimarisine dokunulmamıştır. III. Selim tarafından pencere kanatları yenilenmiş, sandukanın etrafı gümüş kafesle çevrilmiş, yeni bir avize asılmış ve bizzat padişahın kaleme aldığı bir dörtlük, levha halinde Yesârizâde Mustafa İzzeddin Efendi'nin hattı ile yazılmıştır: "Alemdârı kerem şâhı iklîmi risâletsin / Muinim ol benim dâim behakkı Hazreti Bârî Selîm İlhâmî her dem yüz sürer bu ravzai pâke / Şefaatle kerem kıl yâ Ebâ Eyyübi Ensârî". Hadîkatü'lcevâmi'de bildirildiğine göre ciddi bir tamir de II. Mahmud zamanında yapılmıştır. 13 Muharrem 1235'te başlayan bu tamir, bina emini Ahmed Efendi idaresinde 5 Cemâziyelâhir 1235'te tamamlanmıştır.
Türbenin içinde duvar kenarında bulunan bir kuyunun I. Ahmed tarafından türbenin tamiriyle birlikte 1016'da (1607-1608) ihya ettirildiği, üzerindeki dört beyitlik manzum kitabede belirtilir: "Bu kuyu kim ol nezir suyu âlem içre zemzemân / Alemdârı resulün ayağına yüz sürer zühreyân / ... Şu dem kim türbenin içini dışını kıldı Ahmed Han / Yapıp mermerlerile eyledi ihya ol şekkergüftâr / ..." (1016). Recep Akakuş'un yazdığına göre kuyu bileziğinden 2 m. kadar aşağıda kuzeye uzanan bir dehliz veya kanalın ağzı bulunmaktadır. Burada da ikinci bir bilezik vardır. Kuyudaki su bu bilezikten aşağıda bulunmaktadır. Su artıp taştığında türbeye zarar vermemesi için Haliç tarafında mermer döşeli ve 1,25 m. yükseklikte, genişliği 25 m. arasında değişen üstü tonozla örtülü bir kanal açılmıştır. Bu dehlize avludaki sebilden altı basamaklı bir merdivenle de inilir. Dehliz veya kanalların varlığı, türbenin yapımından önce burada herhalde Bizans çağına varan bir su tesisinin bulunduğuna işaret olarak görülebilir.
Türbeye Sultan İbrahim tarafından hediye edilmiş dört büyük gümüş şamdan sonraları müzeye kaldırılmıştır. Türbede ayrıca sancakı şerif de muhafaza edilmekteydi. Ancak  1730'da  Patrona İsyanı sırasında sancakı şerifin âsilerin ellerine geçmemesi için saraya alınarak Hırkai Saadet Dairesi'ne konulduğundan günümüzde yalnız kılıfları durmaktadır. I. Abdülhamid 1200'ds (1786) kapı ve pencere kanatlarını yeniletmiş, II. Abdülhamid de tunç kapı kanatları önüne kendi eliyle yaptığı sedef kakmalı parmaklıklı kanatlar koydurmuştur. Türbenin içindeki sandukanın etrafını III. Selim dönemine ait 1207 (1792-93) tarihli gümüş bir şebeke çevirir: "...Yazdı itmamına târîh Münîb / Pâkvâlâ eseri Şâh Selîm" (1207). Sanduka örtüsü de II. Mahmud tarafından konulmuş, üstündeki simle işlenmiş yazılar Mustafa Rakım Efendi'nin hattıyla yazılmıştır. Türbenin içinde ayrıca padişahların birçoğunun ve ünlü hattatların kaleminden çıkmış değerli levhalar bulunmaktadır.

Medrese: Cami avlusunun iki tarafında sıralanan, önlerinde birer revakın uzandığı medrese hücreleri külliye büyük ölçüde değişikliğe uğradığı sırada ortadan kalkmıştır. Esasen daha önceleri de medresenin altı hücresi kaldırılmıştı. Ekrem Hakkı Ayverdi, bunların her bir tarafta sekiz tane olmak üzere toplam on altı hücreden oluştuğunu, arada birer bölümün ise avluya dışarıdan geçit veren kapılara ayrıldığını tahmin etmiş, bu düzeni gösteren bir de plan çizmiştir.

Sebil:  Avluda türbenin önündeki sebil. İzzet Kumbaracılarda göre 1033'te (1623-24) Kızlarağası Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Recep Akakuş ise sebilin 1. Ahmed tarafından inşa ettirildiğini kaydederek kitabesini de vermektedir. Gerçekten de bu yedi beyitlik kitâbeden açıkça anlaşıldığı gibi sebil 1022'de (1613) I. Ahmed tarafından yaptırılmıştır. Sebil mermerden olup üç pencerelidir. Şebekeleri ayıran sütunların mukarnaslı başlıkları, bunların da üzerlerinde sivri Türk kemerleri vardır. Kemer boşluklarında mermerden işlenmiş şebekeler, bunlarla pencereler arasında kitabeler yer alır. Pencerelerde görülen tunç şebekelerin altı uçlu yıldız biçimindeki motifleri sebilin klasik üslûbuna uymamakta, sonradan yapılmış oldukları tesirini bırakmaktadır.

Aşhane, İmaret: Avlunun güneydoğu köşesine komşu olan aşhane, imaret uzun süre harap halde durduktan sonra 1950'li yıllarda yıktırılmış ve yeri meydana katılmıştır. Bu yüzden mimarisi hakkında bilgi edinilememiştir.

Hamam. Ekrem Hakkı Ayverdi, cami yakınındaki çifte hamamın esasında Eyüp Sultan Külliyesi'nin bir parçası olduğunu kabul eder. Muhasebe defterinde adı geçtiğine göre hamam da külliyeye aittir, Bugün çok değişmiş ve esas soyunma yerini (camekân) kaybetmiş durumda olan hamamın erkekler kısmı, üç bölümlü bir sıcaklığa açılan çifte halvet hücreli tiptedir. Esas soyunma yeri mimari değeri olmayan bir camekânla yenilenmiştir. Kadınlar kısmının ise bilindiği kadarıyla henüz doğru bir planı çıkarılmamıştır. İstanbul Ansiklopedisi'nde yayımlanan basit krokiye göre bu bölüm gerçek mimarisi bozulmuş olduğundan bilinen hamam tiplerine uymayan bir plan göstermektedir.

1994 yılında Eyüp Belediyesi tarafından külliyenin çevresinin imarı için yeni projeler hazırlanmıştır. Bu arada hamamın da etrafını saran dükkânlardan arındırılması düşünülmüş ve hamamın tam bir planı çıkarılmıştır. Ancak plan henüz yayımlanmamıştır. Bu planda görüldüğü gibi, kadınlar kısmının soyunma yeri geç dönemde bütünüyle bozulmuştur. Hamamın gerçek mimarisi ancak çevresi ayıklanıp içindeki duvarlar temizlendikten sonra ortaya çıkacaktır.

İmage




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


(En son düzenleme: 08.04.2015, 18:56 Ɓคђคя.)
Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#12
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

ATİK ALİ PAŞA KÜLLİYESİ
İmage

Atikali Paşa camii, Sedefçiler camii de denir. İstanbul’da Çemberlitaş yakınındadır. Bayezid II’nin sadrazamlarından Hadım Ali Paşa yaptırdı (1496).
Atikali Paşa camii, Sedefçiler camii de denir. İstanbul’da Çemberlitaş yakınındadır. Bayezid II’nin sadrazamlarından Hadım Ali Paşa yaptırdı (1496). Çok kubbeli sistemden, merkezî yapı sistemine geçişe ilk adımdır ve Bursa camileri ile Bayezid camii arasındaki geçiş devresi özelliklerini taşır. Ters T biçimindeki planı Yeşil ve Muradiye camiine, kitlesinin genel düzeni de Hatuniye camiine benzer. Yapının üzerini ortada büyük ve merkezi bir kubbe örter. Yanlarda küçük ikişer,
dışa taşan mihrap üzerinde büyük ve yarım bir kubbe bulunur, ön (kuzey) kısmında da revak kubbeleri vardır. Orta ve yan kubbeler geniş pandantiflere, yarım kubbe ise sarkıtlı kakmalarla köşelere oturtulmuştur. 24 m yüksekliğindeki ana kubbenin altında 16 yarım daireli penceresi olan bir kasnak vardır. Minare, giriş kapısının sağındadır. Son cemaat yeri 6 porfir sütunlu ve 5 kubbeli bir revak olarak yapılmıştır. Caminin avlusuna XVII. yüzyıl sadrazamları gömülmüştür.

BEYAZIT KÜLLİYESİ
İmage
"Sultan II. Bayezıd Külliyesi Sağlık Müzesi", "Edirne Sağlık Müzesi", [/url]Edirne'de, İkinci Beyazıt Külliyesi'nin Darüşşifa ve Tıp medresesi yapıları içinde hizmet veren, Trakya Üniversitesi bünyesindeki müze.
Külliye içinde [url=http://tr.wikipedia.org/wiki/1488]1488'den beri yer alan darüşşifa (hastane), 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na kadar aralıksız 400 yıl boyunca önceleri her türlü hastaya; sonraları sadece ruh ve akıl hastalarına hizmet vermiş bir sağlık kuruluşudur. Geçmişte hastalarının müzik, su sesi ve güzel kokularla tedavi edildikleri bu tarihi mekân, 1997 yılından bu yana Trakya Üniversitesi tarafından sağlık müzesi olarak düzenlenmiş, 2000 yılında Darüşşifa'nın Şifahane kısmı Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği'nin katkılarıyla Psikiyatri Tarihi Müüzesi haline getirilmiştir. Ayrıca Külliyenin bir parçası olan ve darüşşifanın yanında yer alan tıp medresesi de 2008 yılında müzenin 15. yüzyılda tıp eğitimini sergileyen bir bölümü olarak hizmete açılmıştır.

Müzede, hekimliğin gelişmesi ve değişik sağlık hizmetleri hakkında geniş bilgiler içeren pavyonlar bulunur. Şehrin turizm hayatına önemli bir katkısı vardır, Selimiye Camii’nin ardından Edirne’de en çok ziyaret edilen ikinci mekândır.

[Resim: 250px-Beyazit_kulliyesi.JPG]

Darüşşifa-iç avlu
Darüşşifa ve bitişiğindeki Tıp Medresesi, II. Beyazıt'in 1484 yılında Akkirman seferlerinden elde ettiği ganimet gelirleri ile 1484-1488 yılları arasında yaptırılan külliyenin birer parçasıydı. Darüşşifa'da tedavi hizmeti ücretsiz verilmekteydi. Medresede okuyan öğrenciler, darüşşifadaki uzman hekimler yanında yetiştirilmekteydi.

1850’li yıllardan sonra darüşşifa, sadece ruh hastalarının tecrit edildiği bakımsız bir kurum haline geldi. 1877-1878 Osmanlı - Rus Savaşı’nde Edirne işgale uğradığında içindeki hastalar İstanbul’a gönderildi. 1896 yılında şifahane onarım gördü ve bir süre daha ruh hastalarının tecrit edilmesinde kullanıldı. 1916’ya kadar hizmet vermeyi sürdürdü.

Darüşşifanın, Trakya Üniversitesi bünyesinde Sağlık Müzesi’ne dönüştürülmesi çalışmaları 1993 yılında başladı. Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği'nin katkılarıyla 2000 yılında Şifahane kısmı, Psikiyatri Tarihi Bölümü olarak düzenlenmiştir Tıp Medresesi, Uluslararası Rotary 2420.Bölge Guvarnörlüğü işbirliği ile müzenin bir parçası olarak düzenlenerek 2008 yılında hizmete girdi. Bu bölümde, 15. Yüzyıl tıp eğitimi mankenlerle canlandırılmaktadır.

[Resim: 250px-Divane.JPG]

Müze haline dönüştürülen Darüşşifa'da akıl hastalarının tedavi edilişini canlandıran bir oda.

Müzeyi oluşturan yapılardan darüşşifa, iki avlu ve şifahane olmak üzere üç bölümden oluşur:
  • Birinci avluda, poliklinikler (göz mütehassısı, cerrah, nöbetçi odaları), kiler, özel diyet mutfağı, bekçi odaları, akıl hastaları tecrit odası, ilaç olarak kullanılan şurupların pişirildiği mutfak ve personel odaları bulunurdu.
  • İkinci avluda 4 oda ve 2 sofa bulunur. Geçmişte odalardan ikisi ilaç deposu ve eczane olarak, diğer ikisi de üst düzey personelin kullanımına tahsis edilmişti.
  • Şifahane bölümü, hastanenin yataklı kısmıdır. Bu bölüm 6 kışlık oda ile 5 açık sofadan oluşmaktadır. Sofalardan 4'ü yazlık yatak odası biri de musiki sahnesidir. Odalar ve sahne büyük ve yüksek bir kubbeyle örtülü şadırvanlı bir salon etrafında çevrelenmiştir. Odaların dış bahçeye, iç salona açılan pencereleri vardır. Ortadaki büyük kubbenin tepesindeki fenerden gelen ışık iç mekânı aydınlatır ve havayı, pis kokuları dışarı atar. Bir merkez çevresinde toplanmış hasta odaları az personelle hizmet verilmesini sağlar. Personel tüm odaları kolaylıkla gözetleyebilir ve gereğince acil olan hastaların yardımına koşarlar. Bu bölümün yapısında akustik sistemi de oldukça hassastır. Haftada üç gün verilen musiki konserleri yankılanmadan binanın her tarafından rahatça dinlenebilir.
Tıp Medresesi, 18 öğrenci odası, bir dershane ve bunların açıldığı bir orta avludan oluşur. Bu bölüm bekçi odası, öğrenci odaları, uygulamalı eğitim odası, müderris odası, dersane ve kütüphane olarak mankenlerle canlandırılmıştır




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


(En son düzenleme: 08.04.2015, 19:12 Ɓคђคя.)
Beğenenler:
Alıntı Paylaş
Durumu :
Çevrimdışı
Ɓคђคя
Süper Moderatör
Süper Moderatör
user avatar
Keyifli
İsmi:
Verdiği Beğeni:156
Aldığı Beğeni:3
Mesajlar: 4,697
Rep Puanı: 0
#13
RE: KÜLLİYELER VE CAMİLER

LALELİ KÜLLİYESİ
İmage

Cami kompleksi 1783 yılındaki bir yangında tahrip oldu ve kısa bir süre sonra onun tamamlanmasıyla cami yeniden derhal inşa edildi. 1911 yılındaki yangın [/url]medreseyi ve onu takip eden yol yapım çalışmaları ise caminin diğer pek çok ek yapılarını tahrip etti. Caminin hamamı yıkılmıştır.

Caminin mimarı [url=http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmed_Tahir_A%C4%9Fa]Mehmed Tahir Ağa
'dır.[1] Ancak dönemin baş mimarı Hacı Ahmed Ağa'nın da inşasına katkısı olmuş olabileceği sanılmaktadır. Cami adını o zamanlar yakınında bulunan (1950'li yıllarda yıkılmış) Laleli Baba türbesinden almıştır. Padişahlar tarafından inşa edilmiş son külliye olan Laleli Külliyesi içinde yer alır.

Caminin elemanları bir bodrum üzerindedir. Barok üslupta, kare ve mihrap çıkıntılıdır. Ana kubbe 8 sütuna oturur. Çevresi 6 yarım kubbeden oluşmuştur. Kubbenin dış çapı 12,5 metre ve kubbenin dış yüksekliği ise 24,5 metredir. Caminin hünkar mahfeli solda yer alır. İç avlu 14 sütuna dayalı olup 18 kubbenin altındadır. Caddeden iki kapıyla avluya girilir. Tek şerefeli iki minaresi vardır. Şadırvanı 8 sütunludur. Caddedeki kapı 1950'lerde yol sebebiyle geri çekilmiştir. Caminin girişi merdivenlidir. Sebili bronzdan yapılmıştır. Hamamı yıktırılmış, caddedeki cephesine ek dükkânlar yapılmıştır.Caminin kapısının üst başında(1826/27)tarihli bir yazıt bulunmaktadır.
Caminin yanındaki III.Mustafa Türbesinde padişah III. Mustafa ve oğlu III. Selim'in mezarları bulunur. Türbenin arkasındaki Laleli Camii'nin banisidir.




Resim görüntüleyici
https://yandex.com.tr/gorsel/search?p=2&text=GÜLÜMSE&pos=74&rpt=simage&img_url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-JILRrCe85_I%2FUOLolUSezwI%2FAAAAAAAAAKc%2F6Fpu24RvG_s%2Fs1600%2FCollage.jpg&lr=103829


(En son düzenleme: 08.04.2015, 19:41 Ɓคђคя.)
Beğenenler:
Alıntı Paylaş






Konuyu Okuyanlar:   1 Ziyaretçi





♫ Müzik, Sohbet ve Forum Birarada ♫
Türkçe Çeviri: MyBBTürkiye, Üretici: MyBB, © 2002-2018 MyBB Group, MyBB Destek: ....